"Religion is an issue of conscience. Everyone is free to conform to the commands of their conscience. We show respect for religion. We are not against a way of thinking or thoughts. We are only trying not to mix religious affairs with the affairs of the nation and the state."
-- M.K. Atatürk
ataturkcom.gif, 1 kB
Home arrow Forum Tartışmaları
Ataturk.com
Welcome, Guest
Please Login or Register.    Lost Password?
Milletin artik akillanmasi (1 viewing) (1) Guest
Go to bottom Post Reply Favoured: 0
TOPIC: Milletin artik akillanmasi
#74
chonchon (User)
Fresh Boarder
Posts: 17
graph
User Offline Click here to see the profile of this user
Milletin artik akillanmasi 1 Year, 7 Months ago Karma: 0  
Siz hic türkiyedeki okullardaki tarihi degil. asil tarihi hic arastirnizmi. Hakikaten benim gibi arastirsaniz o herifden böyle düsünmezdiniz. O adamin nice Islama karsi yaptigi seyleri. Osmanlinin güzelligini bir arastirip ögrenseydiniz atatürkden böyle düsünmezsiniz inanin bana. Bende bir zamanlar siz gibiydim, bana ilk okuldaki ögretilenlere inaniyordum. Ama ben okudum ve gercekleri kendim ögrendim. Simdi hem dinime hem kültürüme sahip cikiyom. sizin simdike düsünmeye devam etseydim ben kimligim belirli olurdum. simdiki bazi "türkler" gibi. kendilerini avrupali zan ediyorlar. kendilerini bilmiyorlar. zan ediyorlar ki atatürk bunlarin gavur olmasini istedi.

Zaten Islama göre süphe var bugün ölen askerler sehitmi diye. Cünkü Islama göre sehit olmak isin ya 1. Müslümanlar ve Islam icin öleceksin veya 2. Savasdigin icin ülkede Islami hüküm uygulanmakda. Sen layiklik icin ölürsen belki sehit degilsin.
 
Report to moderator   Logged Logged  
  The administrator has disabled public write access.
#88
hkn (User)
Fresh Boarder
Posts: 1
graphgraph
User Offline Click here to see the profile of this user
Re:Milletin artik akillanmasi 1 Year, 5 Months ago Karma: 0  
Sevgili chonchon,

Kullandiginiz rumuzdan sizinde ne kadar "Turk" oldugunuzu anlamamak icten bile degil.

Oncelikle "o herif" seklinde saygisizliginda otesine gecen bir hitabi size iade etmeyi bir borc biliyorum. Sizin O'nu anlamaniza ihtiyacimiz yok demek geliyor icimden fakat yetistireceginiz nesiller icin, memleketimin gelecegi icin uzuluyor, kuf tutmus beyninizde birseyleri canlandirabilme umidiyle yaziyorum...

Ataturk devletin laik olmasi gerektigini gormus ve bu yuzden o zamanki devlet dini olan Islam'i yonetimden ayirmistir. Turklere, yarattigi ulkeye asilamaya calistigi en buyuk kavram ise tabiki din degil, ilimdir. Ne kadar sansli bir milletiz ki bilim adamlari yetistirip diger ulkelerle ancak bu sekilde boy olcusturebilecegimizin farkina varip bizi uyarmistir. Fakat maalesef isler boyle yurumemis.

Tahmin ediyorum ki sayin basbakanimiz RTE'nin da dedigi gibi butun okullarin Imam Hatiplestirilmesini istiyorsunuzdur. Nede olsa dininize sahip cikmaniz lazim degil mi? Kafasi dunyayi muslumanlastirmayla mesgul olan bireylerin ayni zamanda da bilimde cag acicak buluslar yapabilmeleri inanin bana cok zor gorunuyor. Imam Hatip liseleriyle cagin moderizmini yakalayip bilimde dunyayla boy olcusebilir bir hale gelebilecegimizi saniyorsaniz bir daha dusunmenizi oneririm. Aslinda ayni sey devletin yonetimi icinde gecerli; dini temellere dayanan bir yonetim de asla ulkemizi, ve tabiki dininizi yuceltemez. Asla...

Son birsey: "zan etmek" yanlis bir kullanimdir. Burasi butun dunyadan ziyaret edilen bir forum ve bir Turk'un kendi dilinden bihaber olmasi utanc verici bir durum.

Saygilarimi sunarim sevgili chonchon
 
Report to moderator   Logged Logged  
  The administrator has disabled public write access.
#102
MehmetB (User)
Fresh Boarder
Posts: 3
graphgraph
User Offline Click here to see the profile of this user
Re:Milletin artik akillanmasi 1 Year, 3 Months ago Karma: 0  
KURAN
NE
DİYOR?


ATATÜRK
NE
DİYOR?














BİZ HAKKI,
BATILIN ÜZERİNE FIRLATIRIZ DA O, ONUN BEYNİNİ PARÇALAR. BİRDE BAKARSIN O YOK OLUP GİTMİŞTİR.
(Enbiya suresi 18. ayet)



ALEMDE BİR HAK VARDIR VE HAK KUVVETİN ÜSTÜNDEDİR
Mustafa Kemal Atatürk
1919 ( Nutuk III, s.1184)
















Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir?
ÖZGÜRLÜĞÜ ZİNCİRLENENİN BAĞINI ÇÖZMEKTİR O&
(Beled suresi 12-17. ayetler)
Hz. Muhammed benim için esaret tanımamanın sembolüdür.
(5 Ağustos 1920de Pozantı kongresinde yaptığı konuşmadan..)

Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir.
Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek muameleye layık olamaz.
1919 (Nutuk I, s. 13)

Milli egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.
1923 (Atatürkün S.D. II, s.76)

Bizim bu büyük zaferimizin doğuracağı büyük neticeler yalnız Türkiyenin mukadderatı üzerine etkili olmakla kalmayacak,
aynı zamanda bütün zulüm görmüş milletleri, kendi hayat ve bağımsızlıklarını tehdit ve tazyik eyleyen zalimler aleyhine hareket için gayrete getirecektir.
1922 (Atatürkün T.T.B. IV, s. 479)

Cumhuriyet ahlaki fazilete dayanan bir idaredir.
Cumhuriyet fazilettir

Sultanlık korku ve tehdide dayanan bir idaredir. Cumhuriyet idaresi, faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir.
1925 (Atatürkün S.D. II, s.231
İslam dinini, asırlardan beri alışılageldiği veçhile bir siyaset vasıtası mevkiinden uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz.
Mukaddes ve tanrısal inançlarımızı
ve vicdani değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve
her türlü menfaat ve ihtiraslara görünüş sahnesi olan siyasiyattan
ve siyasetin bütün kısımlarından bir an evvel ve
kati şekilde kurtarmak milletin dünyevi ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zarurettir.
Ancak bu suretle İslam dininin yüksekliği belirir.
1924 (Atatürkün S.D. I, s.318)

T.B.M.M.de Bir laikliktir gidiyor. Afedersiniz
ben bu laikliğin manasını anlayamıyorum
diyerek söze başlayan bir hoca mebusa riyaset makamından verdiği cevap:
- Adam olmak demektir hocam, adam olmak!
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 57)

Bazı yerlerde
kadınlar görüyorum
ki, başına bir bez veya bir peştamal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve
yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur.
Bu tavrın mana ve anlamı nedir? Efendiler,
medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi?
Bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır.
Derhal düzeltilmesi lazımdır.
1925 (Atatürkün B.N., s. 95)

Bizce: Türkiye Cumhuriyeti anlamınca
kadın,
bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide, her şeyin üstünde
yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir.
(Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Cilt: XX, Sayı: 80, 1956. s. 740)

Arkadaşlar,
yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâplar için
nurun ve münevverin yoluna gideceğiz; hedef ve hünerimiz cahil kitleyi de nurlandırarak yolumuzda yürütmek ve onu aydınlığa çıkarmaktır. Cumhuriyetimizi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak isteğimizi köstekleyecek herhangi bir referanduma gitmek yalnız cehalet değil, hıyanet olur. Yüzde seksenine okuma yazma öğretilmemiş bir memlekette inkılâplar plebisitle olmaz!..
1934 (Baki Vandemir, Yerli, yabancı 80 imza Atatürkü anlatıyor, s. 172)

Seyahatim esnasında köylerde değil bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok yoğun ve itina ile kapatmakta olduklarını gördüm.
Erkek arkadaşlar, bu biraz bizim bencilliğimizin eseridir. Çok iffetli ve dikkatli olduğumuzun gereğidir. Fakat muhterem arkadaşlar,
kadınlarımız da bizim gibi kavrayışlı ve düşünür insanlardır.
Onlara ahlaka ait kutsal kavramları telkin etmek, milli ahlakımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile temizlikle donatmak esası üzerinde bulunduktan sonra fazla bencilliğe lüzum kalmaz.
Onlar yüzlerini cihana göstersinler. Ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.
1925 (Atatürkün B.N., s. 91)

Yeni Türkiyenin birkaç seneye sığdırdığı askeri, siyasi, idari inkılâplar çok büyük, çok mühimdir. Bu inkılâplar, sayın öğretmenler, sizin; toplumsal ve fikri inkılâptaki muvaffakiyetlerinizle desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet, sizden
fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister!
1924 (M.E.İ.S.D. I, s. 24)

Milleti asırlarca başkasının hırs ve faydalanma vasıtası kılan en büyük düşmanı, bilgisizliktir...
Hükümdarların, şunun, bunun milleti esir gibi, köle gibi kullanmaları, bütün vatanı kendi özel arazileri gibi saymaları, hep milletin bu bilgisizliğinden istifade edilmek sayesinde idi.
Gerçek kurtuluşu istiyorsak her şeyden evvel, bütün kuvvetimiz, bütün süratimizle bu bilgisizliği yok etmeye mecburuz...
Hepimize düşen vazife, dimağları bir daha bu bilgisizliğe düşmemek için hazırlamaktır, bunu yapmak için aklen, mantıken,

dini kaidelerle ilgili hiçbir güçlük düşünülmüş değildir.
Bu yolda önümüzde herhangi bir engel çıkarsa,
doğru bildiğimiz yolda herhangi bir kara kaya meydana gelirse derhal o engeli yıkmak, o kayayı parçalamak;
memleketin şerefini, namusunu, hayatını düşünenler için borçtur,
farzdır,
İlahi emirdir.
1923 (M.E.İ.S.D. I s. 15)

Tehdit esasına dayanan ahlak,
bir fazilet olmadıktan başka itimada da layık değildir.
1924 (M.E.İ.S.D. I s.19)



Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır.
Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir.
1906 (Atatürkün S.D. II s.1)

Millete efendilik yoktur;
hizmet etme vardır.
Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur.
1921 (Atatürkün S.D. I s. 195)

Hastalığı esnasında Dolmabahçe Sarayındaki odasında Ali Fuat
Cebesoyla sohbeti esnasında söyledikleri:
Pek yakında dünya vaziyeti mütareke senelerinden daha çok ciddi olacak ve karışacaktır.
İkinci büyük bir harp karşısında kalacağız.
Dünyaya hâkim olan milletleri idare edenlerin arasında maatteessüf birinci derece devlet adamı çıkmıyor.
(Hitler ve Mussoliniyi kastederek)
Avrupada birkaç maceraperest
Almanya ile İtalyanın başında zorla bulunuyorlar. Karşı karşıya geldikleri zayıf devlet adamlarının aczinden cüret alıyorlar. Bunlar bugün
dünyayı kana boyamaktan çekinmeyeceklerdir.
Eski dostumuz Rus Sovyet Hükümeti acizlerle maceraperestlerin yanlış hareketlerinden istifade etmesini bilecektir. Bunun neticesinde dünyanın vaziyeti ve muvazenesi kâmilen değişecektir. İşte bu devre esnasında doğru hareket etmesini bilmeyip en küçük bir hata yapmamız halinde
başımıza mütareke senelerinden daha çok felaketler gelmesi mümkündür...
Bu ikinci Umumi Harp, beni yataktan kımıldanmayacak bir halde yakalayacak olursa
memleketin hali ne olacaktır?
Ben devlet işlerine mutlaka müdahale edecek bir vaziyete gelmeliyim. Bizde hiçbir şeyin yataktan idare edilemeyeceğini

bilirsiniz.
Mutlaka işin başına geçmem lazımdır.
1938 (!) (Siyasi Hatıralar, II. Kısım, Ali Fuat Cebesoy, İstanbul
1960, s. 252-253)

Bu benim şahsi meselemdir.
Durumu Büyükelçiye daha başlangıçta açıkça ifade ettim.
Dünyanın bu durumunda böyle bir meselenin Türkiye ile Fransa
arasında silahlı bir anlaşmazlığa sürüklenmesi kesinlikle mümkün
değildir. Fakat ben, bunu da hesaba kattım ve kararımı vermiş
bulunuyorum. Şayet ufakta, bu yolda binde bir ihtimal belirirse,
Türkiye Cumhur reisliğinden ve hatta Büyük Millet Meclisi
azalığından çekileceğim ve bir fert olarak bana katılacak birkaç
arkadaşla beraber
Hataya gireceğim.
Oradakilerle elele verip
mücadeleye devam edeceğim.
1937 (Hasan Rıza Soyak, Cumhuriyet gazetesi, 10.11.1949)

Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların
buhranları ve felaketleri
arasında da
bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatımı, her
nevi şahsi
duygularımı
milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk
duymayayım.
Gerek askeri hayatımın ve gerek siyasi hayatımın bütün devir ve
bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket prensibim,
milli iradeye dayanarak milletin ve vatının muhtaç olduğu gayelere
yürümek olmuştur.
1920 (Atatürkün S.D. I s. 61)



Memleket ve milletin kurtuluşu ve saadeti için çalışmaktan
başka bir maksadım yoktur.
Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder.
1925 (Atatürkün S.D. s. 209)

!
(Ölümünden 1 yıl önce!..)
Bazı çevrelerin Atatürkle ilgili iddialarına son verecek olan bu belge İçişleri Bakanlığı Matbuat Umum Müdürlüğü antetini ve 20 Ağustos 1937 tarihini taşıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cumhurbaşkanlığına hitaben yazdığı ön sunuş yazısında Bombay Chronicle gazetesinin 27.8.1937 tarihli nüshasında Filistine el sürülemez, Kemal Paşa Avrupaya ihtar ediyor başlığı altında bir yazı intişar etmiştir. Bu yazının Türkçe örneği ilişik olarak sunulmuştur. Bu vesile ile saygılarımı tekrarlarım diyor. Belgeden anlaşıldığına göre Mustafa Kemal Atatürkün Mecliste yaptığı bu konuşmayı, önce Hindistanda yayınlanan Bombay Chronicle gazetesi de bu açıklamayı Hakimiyeti Milliye Gazetesinden almış. Aslı Ankarada Milli Arşivde 030 10 266 793 25 numaralı dosyada saklı tutulan belgeye göre, Mustafa Kemal Atatürkün Kutsal Topraklarla ilgili olarak Mecliste yaptığı bu konuşmanın tam metni şöyledir:
 Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakice birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için

İslamiyetin mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız.


Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade
etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyete lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen peygamberin son arzusunu yani mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.

Cetlerimizin, Selahaddinin idaresi altında, uğrunda Hristiyanlarla
mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun
tahtında (altında) bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan
edecek kadar bugün, Allahın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu
mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün
İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur





















YAHUT DA AÇLIK VE PERİŞANLIK GÜNÜNDE DOYURMAKTIR O, YAKINDAKİ BİR YETİMİ YAHUT EZİLMİŞ-BOYNU BÜKÜK BİR YOKSULU...


Yanına aldığı ilk er

Atatürk, Samsuna çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları
patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş,
yağları eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. Ona
sordu:

- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?

Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı
değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalardaki Komutanını çelik yay
gibi selamladı.

- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı
elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim?

Mustafa Kemal, erin omzuma elini koydu:

- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle!

Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk
er bu Mehmetçik oldu.

Burhan Cahit Morkaya








Gaziyi Görmeye Gelen Ana

Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına
rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.

- Merhaba nine

Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;

- Merhaba dedi.

- Nereden gelip nereye gidiyorsun?

Kadın şöyle bir duralayıp,

- Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?

Paşa gülümsedi.

- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi
nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?

Kadın başını salladı.

- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç
bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim
mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.

- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?

- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki

oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı?

Kadının birden yüzü sertleşti.

- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim vatanımızı kurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.

Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek,

- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.

Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor. Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere
fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu.
İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan,


ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki
on defa öptü atanın ellerini.

Ata da onun ellerini öptü.

Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze
sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;

- Tek ineğimin sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu
sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.

Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.
Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
"Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne
götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım
olsun."

Sabiha Gökçen (Atatürkün manevi kızı)











SONRA DA İMAN EDEN VE BİRBİRLERİNE SABRI ÖNEREN, MERHAMETİ ÖNEREN KİŞİLERDEN OLMAKTIR O.


Benim için dünyada en büyük mevki ve mükâfat milletin bir ferdi
olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak
etmiş ise, şükür ve hamtlar ederim.
Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin
hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.
1923 ( Atatürkün S.D. II s. 129)

Büyük Zaferden sonra kadın gazeteci Grace Ellisonun Başarı
kazanacağınızdan şüphe ettiğiniz oldu mu? sorusuna verdiği cevap:
- Hiçbir zaman... Henüz elimizde harp levazımı bulunmadığı zamanlarda bile işin bugünkü neticeleri alacağını hesap etmiştim.
- Taarruzumuzu tehir etmemize sebep, kan dökmemekti.
Bu maksatla taarruzdan evvel Fethi Beyi Londraya gönderdik.
- Barışı kanla değil, mürekkeple imza etmek istiyorduk.
1923 (Atatürkün S.D. V, s.97-98)

Mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti harbe sürüklemek taraftarı
değilim. Harp zaruri ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur: Milleti
harbe götürünce vicdanımda acı duymamalıyım.
Öldüreceğiz diyenlere karşı,
Ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz.
Lakin, millet hayatı tehlikeye uğramadıkça, harp bir
cinayettir.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 124)

Biz kimsenin düşmanı değiliz!
Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
1936 (Ferit Celal Güven, Ülkü Dergisi cilt: XII sayı: 70 1938 s.
314)




Bizim intikamımız, zalimlerin zulmüne karşıdır.
Onlarda zulüm hissi yaşadıkça bizde de intikam hissi devam edecektir.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 89)

Türkiye Cumhuriyetinin esas düşüncesi, kadınları değil,
erkekleri dahi, savaş meydanına götürmemektir.
Fakat Türk ulusunun yüksek varlığına, herhangi taraftan olursa olsun, ilişildiği zaman, işte o vakit Türk kadınları Türk erkeklerinin bulunduğu yerde hazır ve gözleyici ve faal olacaklardır.
Bu, insanlığın yüksek huzuru, sükûnu ve dünya insanlığı için lazım bir ödev olduğundandır ki,
Türk kadını bunu yapacaktır. Ve yapa gelmektedir ve yapar.
(Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Cilt: XX, Sayı: 80, 1956, s. 742)

Fikir akımları, zor ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez;
bilakis takviye edilir.
Buna karşı en müessir çare, gelen fikir akımına, karşı fikir akımı vermek,
fikre fikirle mukabele etmektir.
1921 (G.C.Z. cilt: 1 s.333)

Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz.
Yalnız size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim.
Karşı siperler arasında mesafeniz sekiz metre, yani ölüm muhakkak.

Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına tümüyle
düşüyor,
ikincidekiler onların yerine gidiyor.


Fakat ne kadar imrenilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor
musunuz!
Öleni görüyor
üç dakikaya kadar öleceğini biliyor,
hiç ufak bir bezginlik bile göstermiyor; sarsılmak yok!
Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye
hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet çekerek
yürüyorlar.
Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayrete ve
tebrike değer bir misaldir. Emin olmalısınız ki
Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.
1938 (Ruşen Eşref Ünaydın, Anafartalar Kumandanı M. Kemal ile
Mülakat 1930 s. 47)

En iyi fertler
kendinden ziyade
mensup olduğu toplumu düşünen,
onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren
insanlardır.
1930 (Ayın Tarihi, Cilt: 24 sayı: 82-83 1931

Başkasına olan bir iyilik bize de iyiliktir;
başkasına olan kötülük bize de kötülüktür.
Bu sebeple iyiliği sevmek ve kötülükten kaçınmak lazımdır...
Bağlılık, bizi başkaları için müsamahakar yapar. Çünkü,
başkalarının kusurlarında bizim de istemiyerek ekseriya
beraber suçlu olduğumuzu gösterir. Hulasa,
bağlılık,

herkes, kendi için yerine
herkes, herkes için
düşüncesini koyar.


Bu düşünce toplumsaldır, millidir, geniş ve yüksek manasiyla insanidir.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El yazmaları s.73; 529-531)

Ben diktatör değilim.
Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar; evet, bu doğrudur. Benim arzu edip de yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü,
ben zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem.
Ben diktatör, diğerlerini iradesine boyun eğdirendir.
Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.

Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisinden
sorunuz. Korku üzerine hakimiyet kurulamaz. Toplara dayanan
hakimiyet devamlı olmaz.
1930 (Ayın Tarihi, II, 73, 1930)

İnsanlar daima yüksek, temiz ve mukaddes hedeflere
yürümelidirler.

Bu hareket şeklidir ki insan olanın vicdanını, dimağını ve bütün
insani kavramını tatmin eder.
(Atatürkün S.D. III, s. 80)

Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasi güvenliğin gelişmesi için, ilk ve en mühim şart,
milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde, samimi olarak birleşmesidir.
1932 (Atatürkün S.D. I s. 357)




İnsanları mesut edecek yegane vasıta,
onları birbirlerine yaklaştırarak,
onlara birbirlerini sevdirerek,
karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir.
Dünya barışı içinde
insanlığın gerçek mutluluğu,
ancak
bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olmasıyla
mümkün olacaktır.
1931 (Atatürkün S.D. II s. 273)

Hayatta tam zevk ve mutluluk,
ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için
çalışmakta bulunabilir.
Bir insan böyle hareket ederken,
Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı
farkedecekler mi?
diye bile düşünmemelidir.
Hatta en mesut olanlar,
hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih
edecek karakterde bulunanlardır...
... İnsanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.
Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne
dememeliyiz.
Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi
onunla alakadar olmalıyız.




Hadise ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak lazımdır.
İşte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri
bencillikten kurtarır.
Bencillik şahsi olsun. Milli olsun daima fena sayılmalıdır...
(Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El Yazıları, s. 16)

Düşmanları hakkında söylemiştir:
Ben onları affederim,
çünkü kalbim vardır.
Onlar beni affetmezler,
çünkü kalpsizdirler.
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969 s. 532)


























EY İMAN EDENLER! ALLAHTAN KORKUN
VE
ÖZÜ-SÖZÜ BİR KİŞİLERLE BERABER OLUN.
(Tevbe suresi 119. ayet)




ONLAR VERDİKLERİ SÖZÜ TAM BİR BİÇİMDE YERİNE GETİRİRLER..
( İnsan suresi 7. ayet)










Büyük Türk Milleti!
Onbeş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki,
Bu
sözlerimin hiçbirinde milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
1933 (10. yıl nutkundan bir paragraf)

Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve
hareketlerimle aldatmamış olmakla övünç duyuyorum.
1923 (Atatürkün S.D. II. s. 70)

Biz daima hakikatı arayan
Ve
onu buldukça, ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret
gösteren
adamlar olmalıyız.
1930 (Sümerbank Dergisi, Cilt: 3 sayı: 29 1963 s. 184)

Milleti, aklımızın ermediği, yapmak kudret ve kabiliyetini
kendimizde görmediğimiz hususlar hakkında kandırarak
geçici teveccühler elde etmeye tenezzül etmeyiz.
Millete, adi politikacılar gibi yalancı vaadlerde bulunmaktan
nefret ederiz.
1925 ( Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, s. 87)

Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir.
Yazan yapana sadık kalmazsa
degismeyen hakikat,
insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.
1931 (Hasan Cemal Çambel T.T.K. Belleten Cilt:3 sayı:10 1939 s.272)



İskenderin doğum yerinin de Selanik civarı olduğu kendisine hatırlatıldığı zaman:
- Mukayese burada sona erer.
İskender dünyayı fethetmişti.
Ben böyle bir şey yapmadım.
O dünyayı istila edeyim derken kendi vatanını unutmuştu.
Ben vatanımı hiçbir zaman unutmayacağım.
(Hasan Rıza Soyak, Sümerbank Dergisi cilt:4 sayı:41 1964 s. 151)

Ahlakın milli, toplumsal olduğunu söylemek ve ortaklaşa vicdanın bir
ifadesidir demek, aynı zamanda ahlakın mukaddes sıfatını da
tanımaktır.
Ahlak mukaddestir;
çünkü,
aynı kıymette eşi yoktur ve başka hiçbir nevi kıymetle
ölçülemez.
1930 (Afet İnan M.B. ve M.K. Atatürkün El Yazıları s.362)

Millet sevgisi kadar büyük mükafat yoktur.
İstiklal Harbinde benim de milletime ettiğim bir takım
hizmetler olmuştur, zannederim. (!)
Fakat, bunlardan hiçbirini kendime mal etmedim.
Yapılanın hepsi milletin eseridir, dedim;
aranacak olursa,
doğrusu da budur.
(Muzaffer Göker, T.T.K. Belleten, cilt 3 sayı 10 1939 s.388)

Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı
tavsiye etmez.
Aksine
Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve
şerefini muhafaza etmelerini emrediyor.
1923 (Atatürkün S.D. II s.92)

En iyi fertler
kendinden ziyade
mensup olduğu toplumu düşünen,
onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren
insanlardır.
1930 (Ayın Tarihi, Cilt: 24 sayı: 82-83 1931)

Şu ve bu tarzda, birtakım kuşbeyinli kimselere kendinizi
beğendirmek hevesine düşmeyiniz,
bunun hiçbir kıymeti ve ehemmiyeti yoktur.
Eğer şunun, bunun güleryüz göstermesinden kuvvet almıya
tenezzül ederseniz, halinizi bilmem, fakat geleceğiniz çürük
olur.
1908 (Mustafa Baydar, Atatürkle Konuşmalar, s. 101)

Yemin mukaddes bir sözleşme demektir.
Namus sahibi olan bir kimse verdiği sözden dönmez.
1919 (Atatürkün S.D. III s.7)

Asla hatırdan çıkarmamalısınız:
Bizim en büyük kuvvetimizi,
bugün de yarın da
dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık
teşkil edecektir.
(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, s. 18)

İmzasız ihbar mektubu gönderenler hakkında söylediği söz:
- Samimi ve dürüst insanlar aynı zamanda medeni cesaret
sahibi olur, imzalarını saklamaya tenezzül etmezler. Belli ki
bunu yazan ahlaksız yalancının biridir.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün Hususiyetleri 1965 s. 26)




Hakikatı konuşmaktan korkmayınız.
1918 (Mustafa Baydar, Atatürkle Konuşmalar s.99)

Birbirimize daima hakikati söyleyeceğiz.
Felaket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima
hakikatten ayrılmayacağız.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 226)

Hayatta en fena şey riyakarlıktır.
Hakikat ne olursa olsun riyakarlar onu temizlik ve saflık kisvesine
bürünerek saklamaya çalışırlar ki, bu büyük bir tehlikedir.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 118)

Çok namuskar olmalıdır!
Şimdiye kadar işlenen hataların en büyüğü,
müteşebbislerimizin, münevverlerimizin, bilhassa
alimlerimizin
en büyük günahı
namuskar olmamaktır.
Milletin karşısında namuskar olmak ve namuskarane hareket
etmek lazımdır.
Milleti aldatmayacağız!
Millete, daima ve daima hakikati söyleyeceğiz.
Bir kurumun muhasebesi, namusudur.
(Uluğ İğdemir, 1954 VII Türk Dil Kurultayı, s. 138)

Her an tarihe karşı, cihana karşı hareketimizin hesabını
verebilecek bir vaziyette bulunmak lazımdır.
1930 (Büyük Tarih Trabzonda, s. 16)

Mesuliyet yükü herşeyden, ölümden de ağırdır.
1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar M.A.T. s. 24)



Mükemmel bir kumandanı vücuda getiren şey
mükemmel ahlaktır.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El yazıları s. 112)

Fransız Büyükelçisine sohbet esnasında söylemiştir:
Ben toprak büyütme dileklisi değilim;
barış bozma alışkanlığım yoktur;
ancak antlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim.
Onu almasam, edemem.
Büyük Meclisin kürsüsünden
milletime söz verdim:
Hatayı alacağım...
Milletim benim dediğime inanır.
Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam,
yerimde kalamam.
Ben şimdiye kadar yenilmedim,
yenilemem;
yenilirsem bir dakika yaşayamam.
Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek
benim dostluğumu lütfen bildiriniz ve doğrulayınız.
1937 (Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, Hatıralar
s. 5-6)

Samimiyet ifade edilemez. O, gözlerden ve alınlardan
anlaşılabilir.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürkün Ş.D.İ. ve K.S. s. 67)

Bir kurumun yaşaması, gelişmesi, muvaffak olması
o kurumun başına geçenlerin
iyi huylu, dürüst, imanlı kişiler
olmasına bağlıdır.
1933 (Akşam gazetesi 27.8.1933)



Bana methetme sözlerini bırakınız;
gelecek için neler yapacağız,
onları söyleyin.
(Afet İnan Atatürkün B.N.M. s. 37)

Allah bilir,
hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten
başka vicdani bir emel edinmedim.
Çünkü vatanın kounması, milletin mutluluğu için herşeyden evvel
ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat
lüzumuna çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti
ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı göstermişti. Fakat
zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikri hakikateri
kabulünden çekinilse dahi-
uygulattırır.
1912 (Atatürkün Özel Mektupları Sadi Borak s. 11)

Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak,
bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda
hissetmekten
ve
ödemekten hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz.
1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber, cilt: I s.
160)

Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim vatandaşlarımdan
gördüğüm itimat ve destektir. Bütün vazifelerimde manevi,
vicdani olan
en büyük endişem

emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat
etmektir.
1927 (Atatürkün T.T.B. IV s. 532)


Benim için dünyada en büyük mevki ve mükafat milletin bir ferdi
olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak
etmiş ise, şükür ve hamdlar ederim.
Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin
hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.
1923 ( Atatürkün S.D. II s. 129)

Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim.
Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak
kudretinde olmayan bir adamım.
Çünkü ben bir halk adamıyım.
Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim.
Yanlışım varsa halk beni yalanlar.
Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni
yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi 20.3.1937)

Benim gözümde hiçbir şey yoktur,
ben yalnız liyakat aşığıyım.
(Yusuf ziya Özer T.T.K. Belleten,, Sayı: 10 1939 s. 286)

Hiçbir zaman
şahsi gücenikliklerimi
birtakım
menfi teşebbüslerle tatmine kalkmak adiliğine tenezzül
etmem.
1914 (Atatürkün Özel Mektipları, Sadi Borak, s. 40)

















... Konuştuğunuz zaman
YAKINLARINIZ ALEYHİNE DE OLSA, ADALETİ GÖZETİN...
(En-am suresi 152. ayet)




















Arkadaşlar,
benden iltimas beklenmemelidir.
Hepiniz benim nazarımda kıymetli, yüksek kardeşlersiniz. Ama
hepinize gösterdiğim hedef kutsi bir hedeftir. Oraya
müteveccihsiniz. Hanginiz daha güzel hatlarla, muvaffakiyetlerle
oraya vasıl olursanız, onu takdir edeceğim, alkışlayacağım.
Benden iltimas ve tarafgirlik beklemeyiniz,
arkadaşlar!
Adam olanlar, insan olanlar, fikirleri olanlar, yüksek ideali
olanlar kıymetlerini göstersinler!
Benim size kardeşçe söyleyeceğim şey budur.
(Afet İnan, Atatürkün B.N.M., s.38)

Elimizdeki programın ruhu, bizi yalnız bir kısım vatandaşla alakalı kalmaktan meneder. Biz büyük Türk milletinin hizmetindeyiz.
1937 ( Atatürkün K.A.N. s. 40)

Memleket işlerinde, millet işlerinde, hakiki işlerde duygulara,
hatıra, dostluğa bakılmaz.
1922 (Atatürkün S.D. I s. 213)

Vatandaşlar! Vatanınızda herhangi bir şahsı, istediğinizi
sevebilirsiniz! Kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi,
evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz. Fakat bu sevgi sizi, milli mevcudiyetinizi bütün sevgilerinize rağmen herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sebep olmamalıdır.
Bunun aksine hareket kadar büyük hata olamaz.
1925 (Atatürkün M.A.D. s. 20)







Annesi için yaptırılan mermer sandukalı ve uzun kitabeli kabrin
fotoğrafını gördükten ve kitabede
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa
Hazretlerinin valide-i muhteremeleri Zübeyde
Hanımefendinin..
diye başlayan cümleyi okuduktan sonra Genel Sekreteri Hasan Rıza
Soyaka söyledikleri:
- İlk fırsatta İzmire gidersin, bu sandukayı ve kitabeyi kaldırtırsın,
dağdan iki büyük ve uzun taş getirtirsin, birini olduğu gibi bir temel üzerine tesbit ettirir, diğerini başk tarafına diktirirsin ve bunun bir yerini biraz düzelttirerek Atatürkün anası Zübeyde burada gömülüdür diye yazdırırsın,
altına da ölüm tarihini koydurursun,
yeter.

(Hasan Rıza Soyak, Fotograflarla Atatürk ve Atatürkün Hususiyetleri, 1965, s. 10)
(Bu mezar, Atatürkün arzusuna uyularak değiştirilmiş ve tarif ettiği şekilde yapılmıştır)

Biz keyfi hareket etmeyiz.
Müstebit asla değiliz.
Hayatımız, bütün faaliyetimiz memleket işlerinde keyfi ve
müstebitçe hareket edenlere karşı mücadele ile geçmiştir.
Bizim akıl, mantık, zeka ile hareket etmek belli özelliğimizdir.
Bütün hayatımızı dolduran vakalar bu hakikatın delilidirler.
Memleket ve millet işlerinde şahıslarıyla, yaptıklarıyla,
fikirleriyle zararlı olmak vaziyetine düşenlere karşı zaman
zaman direndiğimiz olmuştur.
Milleti hakiki düzelme yolunda yürümektin mene çalışmak
istiyenlere sert ve amansız olmak istidadındayız.


Toplumsal düzenimizi, bilerek veya bilmeyerek bozucu
kimselere müsaade edemeyiz; bunlar doğrudur.
Bizden bu hususta şükunet ve tarafsızlık istiyenleri tatmin
edemiyorsak, bunun sebebi, memleket ve millet menfaatini
herşeyin üstünde gördüğümüzdür.
(Sadi Borak, Bilinmiyen Yönleriyle Atatürk, s. 88-89) 1925

Şu ve bu tarzda, birtakım kuşbeyinli kimselere kendinizi
beğendirmek hevesine düşmeyiniz, bunun hiçbir kıymeti ve
ehemmiyeti yoktur. Eğer şunun, bunun güleryüz
göstermesinden kuvvet almıya tenezzül ederseniz, halinizi
bilmem, fakat geleceğiniz çürük olur.
1908 (Mustafa Baydar, Atatürkle Konuşmalar, s. 101)












Güzellikle çirkinlik/iyilikle kötülük bir olmaz.
KÖTÜLÜĞÜ EN GÜZEL TAVIRLA
SAV.
O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan
kimse, sımsıcak bir dost gibi
oluvermiştir
(Fussilet suresi 34. ayet)






Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken
kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur
ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, mehmetçiklerle yanyana,
koyun koyunasınız.Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz.Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.
1934 (Uluğ İğdemir, Atatürk ve Anzaklar, T.T.K. yayını 1978 s.6)












Allah; sizin, iman edip
HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İYİLİKLER
yapanlarınıza şu vaatte
bulunmuştur: Onlardan
öncekileri
hükümran kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka
hükümran kılacak...
(Nur suresi 55. ayet)




Dış siyasetimiz, başlangıçta kendisine çizdiği hareket hattından asla
sapmamıştır.
Dış siyasetimiz daima milletler refahının yaratıcısı olan barış
içinde, memleketin gelişmesini amaç edinmiştir.
Bu gelişmeyi, tam ve mutlak olarak, bütün milletlere temenni
ederiz.
1933 (Hakimiyeti Milliyet gazetesi, 30.10.1933 s. 2)

Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır.
Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
Her kanaat bizce muhteremdir.
Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lazımdır.
1923 (Atatürkün S.D. III, s.71)

Türkler bütün medeni milletlerin dostlarıdır.
Yabancılar memleketimize gelsinler; bize zarar vermemek,
hürriyetlerimize güçlükler çıkarmaya çalışmamak şartıyla burada
daima iyi kabul göreceklerdir. Maksadımız yeniden yakınlık meydana
getirmek, bizi başka milletlere bağlıyan ilişkileri artırmaktır. Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin gelişmesi için de bu yegane medeniyete iştirak etmesi lazımdır.
Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü, batıya karşı elde ettiği
zaferlerden çok mağrur olarak, kendisini Avrupa milletlerine
bağlıyan ilişkileri kestiği gün başlamıştır.
Bu bir hata idi, bunu tekrar etmiyeceğiz.
1923 (Atatürkün S.D. III, s. 67-68)

En mühim ve feyizli vazifelerimiz milli eğitim işleridir.
Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır.
Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu suretle olur.
1922 (Atatürkün S.D. I, 345)



Memleketteki bilgisizliği mutlaka gidermelidir. Bunu yapmaya
mecburuz. Hepimizin esenliği için bunu yapacağız. Yazık ki,
memlekette bilenler azınlığı teşkil ediyor. Hepimizin şahsi saadeki,
çoğunluğun hayat ve saadetiyle kaimdir.
Eğer çoğunluk, yani memleket ve millet mesut ve mamur
olmazsa beş, on kişinin saadetinden ne çıkar?
Bir memleketteki azınlık, eğer menfaatini çoğunluğun bilgisizliğinde ararsa umumi felaket muhakkaktır.
1923 (Gazi ve Inkılap, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 9.1.1930)

Memleketi şimdilik üç büyük kültür bölgesi halinde düşünerek; batı bölgesi için, İstanbul Üniversitesinde başlanmış olan düzenleme programını daha köklü bir tarzda tatbik ederek cumhuriyete cidden modern bir üniversite kazandırmak; merkez bölgesi için, Ankara Üniversetisini az zamanda kurmak lazımdır. Ve doğu bölgesi için Van Gölü sahillerinin en güzel bir yerinde, her şubeden ilkokullarıyla ve nihayet üniversitesiyle modern bir kültür şehri yaratmak yolunda, şimdiden fiiliyata geçilmelidir.
Bu hayırlı teşebbüsün, doğu vilayetlerimiz gençliğine kazandıracağı verim, Cumhuriyet Hükümeti için ne mutlu bir eser olacaktır.
1937 (Atatürkün S.D. I, s. 386)

Bir millet kültür ordusuna malik olmadıkça, muharebe
meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin o
zaferlerin sürekli neticeler vermesi ancak
kültür ordusunun varlığına bağlıdır.
Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun verimli sonuçları kaybolur.
1923 (M.E.İ.S.D. I, s.17)



Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet adını almak
istidadını kazanmamıştır. Ona alelade bir kütle denir, millet
denemez.
Bir kütle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere,
öğretmenlere muhtaçtır.
1925 (M.E.İ.S.D. I, s. 25)

- İşte memleketi kurtardınız. Şimdi ne yapmak istersiniz?
Sorusuna verdiği cevap:
- Milli Eğitim Bakanı olarak milli kültürü yükseltmeye
çalışmak en büyük emelimdir.
1923 (Tarih IV, Türkiye Cumhuriyeti, Haz: T.T.T.C. 1931 s. 247)

Dünyada herşey için,
maddiyat için,
maneviyat için,
hayat için,
muvaffakiyet için
en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir.
İlim ve fennin dışında kılavuz aramak gaflettir,
bilgisizliktir,
doğru yoldan sapmaktır.
Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini kavramak ve ilerlemelerini zamanında izlemek şarttır. Bin, ikibin, binlerce sene evvelki ilim ve fen dilinin çizdiği kuralları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.
1924 (Atatürkün M.A.D. s.19)





Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet
yolunda,elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.
1923 (Atatürkün S.D. II s.275)

Herşeyden evvel her gelişmenin ilk yapı taşı olan meseleye temas
etmek isterim. Her vasıtadan evvel, büyük
Türk milletine kolay bir okuma yazma anahtarı vermek
lazımdır. Büyük
Türk milleti, bilgisizlikten, az emekle kısa yoldan
ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan
böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak
Latin esasından alının Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe Latin
esasından Türk harflerinin, Türk diline ne kadar uygun olduğunu,
şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk çocuklarının ne kadar kolay
okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır.
1928 (Atatürkün S.D. I s.345)

Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir.
Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz.
Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse bu ayıptır.
Bundan insan olanlar utanmak lazımdır.
Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir;
iftihar etmek için yaratılmış,
tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir.
Fakat milletin yüzde sekseni okuma-yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir. Türkün seciyesini anlamıyarak kafasını birtakim zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları düzelteceğiz. Bu hataların düzeltilmesinde bütün vatandaşların çalışmasını isterim.


En nihayet bir sene, iki sene içinde
bütün Türk toplumu yeni harfleri
öğreneceklerdir.
Milletimiz yazısıyle, kafasiyle bütün medeniyet aleminin yanında
olduğunu gösterecektir.
1928 (Atatürkün M.K.D. s. 28)

Mevlana büyük adamdı, büyük adamdı.
1923 (İsmail Habib Sevük, Atatürk için s.38)

Sinanın heykelini yapınız.
1935 (Afet İnan, Mimar Koca Sinan s.67)

Gerçi
bize milliyetçi derler.
Fakat
biz öyle milliyetçileriz ki,
bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet
ederiz. Onların bütün milliyetlerinin gereklerini tanırız.
Bizim milliyetçiliğimiz herhalde bencil ve gururlu bir
milliyetçilik değildir.
1920 (Atatürkün S.D. I s. 98)

Ahlakın milli, toplumsal olduğunu söylemek ve ortaklaşa vicdanın bir
ifadesidir demek, aynı zamanda ahlakın mukaddes sıfatını da
tanımaktır.
Ahlak mukaddestir;
çünkü,
aynı kıymette eşi yoktur ve başka hiçbir nevi kıymetle
ölçülemez.
1930 (Afet İnan M.B. ve M.K. Atatürkün El Yazıları s.362



Anlıyoruz ki, hakkın bulunduğu yerde vazife ve vazifenin
bulunduğu yerde hak vardır.
Yani her insan aynı zamanda hem kendine ait birtakım
haklara sahiptir.
Hem de başkalarına ait hakların kendine yüklediği birtakım vazifelere sahiptir.
İnsanlar toplumsal hayatta haklardan ve vazifelerden örülmüş bir şebeke içinde tasavvur olunabilir.
İnsanlar, insan kaldıkça bu şebekeden çıkamazlar.
Şunu da bilmelidir ki,
bu söylediğimiz esas,
insaniyetin tarihine nispetle yenidir
ve hatta denilebilir ki,
bu esas istenildiği derecede tam, kati, mutlak olarak bütün
insaniyetin ruhuna henüz girmemiştir.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El yazmaları s.522)

Başkasına olan bir iyilik bize de iyiliktir;
başkasına olan kötülük bize de kötülüktür.
Bu sebeple iyiliği sevmek ve kötülükten kaçınmak lazımdır...
Bağlılık, bizi başkaları için müsamahakar yapar. Çünkü, başkalarının kusurlarında bizim de istemiyerek ekseriya beraber suçlu olduğumuzu gösterir. Hulasa,
bağlılık,
herkes, kendi için
yerine
herkes, herkes için
düşüncesini koyar.

Bu düşünce toplumsaldır, millidir, geniş ve yüksek manasiyla
insanidir.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El yazmaları s.73; 529
531)


Türkiye Cumhuriyetinde, her reşit dinini seçmekte hür olduğu
gibi, muayyen bir dinin, merasimi de serbesttir;
yani ayin hürriyeti korunmuştur.
Tabiatiyle, ayinler asayiş ve umumi adaba aykırı olamaz;
siyasi nümayiş şeklinde de yapılamaz.
Mazide çok görülmüş olan bu gibi hallere, artık, Türkiye
Cumhuriyeti asla tahammül edemez.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El yazmaları s. 471-472)

Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle
yazmalıdırlar.
1929 (Ayın Tarihi, cilt: 20 sayı: 65 1929)

Gazeteler kanunun ve umumun menfaatlerinin aksine muamelelere şahit ve vakıf oldukları takdirde gerekli yayında bulunmalıdırlar.
1923 (Atatürkün S.D. II s.51)

Ben diktatör değilim.
Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar; evet, bu doğrudur. Benim
arzu edip de yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü,
ben zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem.
Ben diktatör, diğerlerini iradesine boyun eğdirendir.
Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek
isterim.
Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisinden
sorunuz. Korku üzerine hakimiyet kurulamaz. Toplara dayanan
hakimiyet devamlı olmaz.
1930 (Ayın Tarihi, II, 73, 1930)

İnsanlar daima yüksek, temiz ve mukaddes hedeflere yürümelidirler.
Bu hareket şeklidir ki insan olanın vicdanını, dimağını ve bütün insani kavramını tatmin eder.
(Atatürkün S.D. III, s. 80) 1926

Bizim yüzümüz, her zaman temiz ve pak idi ve daima temiz
ve pak kalacaktır.
Yüzü çirkin, vicdanı çirkinliklerle dolu olanlar,
bizim vatanseverce, vicdanlıca ve namusluca hareketlerimizi
küçük ve çirkin ihtirasları yüzünden,
çirkin göstermeye kalkışanlardır.
(Nutuk II s. 882) 1927

Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır.
Alelade politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 224)

Ben kışlanın bir okul olmasını,
orada zor ve şiddetin değil,
bilginin, sevgi ve saygının hakim olmasını istiyenlerdenim.
1916 (Rıdvan Nafiz Edgüer, Hayatı ve Eserleri s. 16)

Yurtta barış,
dünyada barış
için çalışıyoruz.
1931 (Atatürkün T.T.B. IV, s. 551)

Barış yolunda nereden bir çağrı geliyorsa.
Türkiye onu, gönülden karşıladı ve yardımlarını esirgemedi.
1937 (Atatürkün S.D. I s. 336)

Türkiye, prensiplerine sadık olarak
kesinlikle barışçı bir siyaset
takip etmektedir.
(Atatürkün S.D.V. s. 53)

Dış siyasetimiz, başlangıçta kendisine çizdiği hareket hattından asla
sapmamıştır.
Dış siyasetimiz daima milletler refahının yaratıcısı olan barış

içinde, memleketin gelişmesini amaç edinmiştir.
Bu gelişmeyi, tam ve mutlak olarak, bütün milletlere temenni ederiz.
1933 (Hakimiyeti Milliyet gazetesi, 30.10.1933 s. 2)

Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasi güvenliğin gelişmesi
için, ilk ve en mühim şart,
milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde, samimi olarak birleşmesidir.
1932 (Atatürkün S.D. I s. 357)

İnsanları mesut edecek yegane vasıta,
onları birbirlerine yaklaştırarak,
onlara birbirlerini sevdirerek,
karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan
hareket ve enerjidir.
Dünya barışı içinde
insanlığın gerçek mutluluğu,
ancak
bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olmasıyla mümkün olacaktır.
1930 (Atatürkün S.D. II s. 273)

Bayrak, bir milletin bağımsızlık alametidir. Düşmanın da olsa hürmet
etmek lazımdır.
(Muzaffer Kılıç, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, III Der: N. A. Banoğlu s. 12)

Biz kimsenin düşmanı değiliz!
Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
1936 (Ferit Celal Güven, Ülkü Dergisi cilt: XII sayı: 70 1938 s. 314)

Hayatta tam zevk ve mutluluk,
ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için
çalışmakta bulunabilir.
Bir insan böyle hareket ederken,
Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı
farkedecekler mi?


diye bile düşünmemelidir.
Hatta en mesut olanlar,
hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih
edecek karakterde bulunanlardır...

... İnsanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak
gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütünX
organlar etkilenir.
Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne
dememeliyiz.
Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi
onunla alakadar olmalıyız.
Hadise ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak lazımdır.
İşte
bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten
kurtarır.
Bencillik şahsi olsun. Milli olsun daima fena sayılmalıdır...
(Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El Yazıları, s. 16) 192

Bazen hiç umulmadık adamdan, ben pek çok şeyler öğrenmişimdir.
Hiç bir kanaati değersiz görmemek lazımdır.
Neticede, kendi fikrimi uygulayacak bile olsam, herkesi ayrı ayrı
dinlemekten zevk alırım.
(Salih Bozok, Yakınlarının Ağzından Atatürk Yazan: Selahaddin
Güngör s. 30)

İnsanlar ferdi olarak çalışırlarsa muvaffak olamazlar. Çünkü
Allah insanları yaratırken onlara öyle bir muhtaçlık vermiştir
ki, her insan hemcinsi insanlarla çalışmağa mecbur ve mahkumdur.
Bu iştirak faaliyeti adeta bir ilahi ihtiyaç olunca, maksatları
birleştirmenin nasıl zaruret olduğunu kolayca anlarız.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 125)



Bir kurumun yaşaması, gelişmesi, muvaffak olması
o kurumun başına geçenlerin
iyi huylu, dürüst, imanlı kişiler olmasına bağlıdır.
1933 (Akşam gazetesi 27.8.1933)

İnsanların hürmet ve saygılarının, itaatlerinin kendinden
maddeten değil, manen yüksek olanlar hakkında belirmesi
insan ruhunun gereklerindendir.
1914 (Mustafa Kemal Z. ve K. Hasbihal s. 9)

Eşini mesut edebilecek herkes evlenmelidir...
Çoluk-çocuk sahibi olmalıdır...
Bana bakmayınız.
Bu meselede örnek İsmet Paşadır.
Benim hayatım başka türlü düzenlenmiştir.
Buna rağmen tecrübesini yaptım. Sonradan anladım ki bu iş benim
başarabileceğim iş değilmiş...
Çocuk sevgisi insan için bir ihtiyaçtır.
Hele yaş ilerledikçe bu ihtiyaç kendisini daha kuvvetle hissettiriyor.
Onun için de Ülküyü yanımdan ayırmak istemiyorum.
1936 (Abdulkadir İnan Türk Kültürü Dergisi sayı: 25 1964 s.62)

Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var;
çocuklarını söyletmez ve dinlemezler.
Zavallılar lafa karışınca Sen büyüklerin konuşmasına
karışma der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir
hareket...
Halbuki tam tersine,
çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını
olduğu gibi, ifade etmeye teşvik etmelidir;
böylecehem hatalarını düzeltmeye imkan bulunur,
hem de
ileride yalancı ve riyakar olmalarının önüne geçilmiş olur.

Kısacası
çocuklarımızı
artık,
düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye,
içten inandıklarını savunmaya,
buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine, saygı
beslemeye, alıştırmalıyız...
Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün Hususiyetleri,
1965 s. 79)
















O MÜMİNLER, EMANETLERİNE, AHİTLERİNE SAYGI DUYUP SAHİP ÇIKANLARDIR.
(Müminûn suresi 8. ayet)










Yemin mukaddes bir sözleşme demektir.
Namus sahibi olan bir kimse verdiği sözden dönmez.
1919 (Atatürkün S.D. III s.7)

Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz,
daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.
Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir.
Kanaatinle, imanınla, itaatinle, hiçbir korkunun yıldıramadığı demir
gibi temiz kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için
gönül borcumu ve teşekkürümü söylemeği nefsime en aziz
bir borç bilirim.
1921 (Atatürkün T.T.B. IV s. 414)

Mehmetçik o ne elmastır o, Mehmetçik dünyanın en yiğidi,
Mehmetçik...
1925 (İsmail Habib Sevük, Atatürk için s. 101)

Askerler mert olur.
Türk askeri ise
mertlerden mert
ve
pek civanmert olur.
1919 (Reşit Paşanın Hatıraları, s. 61)

Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz.
Yalnız size Bomba sırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim.
Karşı siperler arasında mesafeniz sekiz metre, yani ölüm
muhakkak.
Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına tümüyle
düşüyor,

ikincidekiler onların yerine gidiyor.


Fakat ne kadar imrenilecek bir itidal ve tevekkülle
biliyor musunuz!
Öleni görüyor,
üç dakikaya kadar öleceğini biliyor,
hiç ufak bir bezginlik bile göstermiyor; sarsılmak yok!
Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye
hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet çekerek
yürüyorlar.
Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayrete ve
tebrike değer bir misaldir. Emin olmalısınız ki
Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.
1938 (Ruşen Eşref Ünaydın, Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat 1930 s. 47)

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının
üstünde kadın mesaisi zikretmek imkanı yoktur ve dünyada hiçbir
milletin kadını Ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez...
Kimse inkar edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin yaşama kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, mahsulleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber, sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin harp malzemesini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Bundan ötürü
hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle ebediyen analım ve kutlayalım.
1923 (Atatürkün S.D. II, s. 148)



Geçirdiğimiz buhranlı günlerin şerefli kahramanlarını hep beraber kutlulayalım. Onlar arasında muharebe meydanlarında düşman silahıyla göğüsleri delinmiş bahtiyarlar olduğu gibi yangınlarda,
ateşlerde yakılmış bedbaht çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar vardır.
Onlar arasında namuslarına tecavüz edilmiş, ebediyen ağlamaya
mahkum genç kızlar da vardır. Onlar arasında yurtlarını kaybetmiş
aileler, evlatlarını gömmüş analar vardır ve yine onlar arasında
muharebedeki namus vazifesini şerefle yaparak bugün
memleketlerine dönmüş gaziler vardır.
Onlardan şehitlik şarabını içmiş olanların ruhlarına Fatihalar
sunalım.
1923 (Atatürkün S.D. I, s. 308-309)

Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim vatandaşlarımdan
gördüğüm itimat ve destektir. Bütün vazifelerimde manevi,
vicdani olan
en büyük endişem
emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat
etmektir.
1927 (Atatürkün T.T.B. IV s. 532)

Benim için dünyada en büyük mevki ve mükafat milletin bir ferdi
olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak
etmiş ise, şükür ve hamtlar ederim.
Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin
hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.
1923 ( Atatürkün S.D. II s. 129)






Bu zaferi kazanan ben değilim.
Bunu, asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında can
veren, yaralanan kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak
Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler
kazanmıştır. Ne yazık ki onların her birinin adını Kocatepenin
sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat hepsinin ortak bir adı
vardır;
Türk askeri!...
Tebriklerinizi onların namına kabul ediyorum!...
1928 (İbrahim Necmi Dilmen, Atatürk Anekdotlar, Der: Kemal
Arıburnu, s. 120)

Fransız Büyükelçisine sohbet esnasında söylemiştir:
Ben toprak büyütme dileklisi değilim;
barış bozma alışkanlığım yoktur;
ancak antlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim.
Onu almasam, edemem.
Büyük Meclisin kürsüsünden milletime söz verdim:
Hatayı alacağım...
Milletim benim dediğime inanır.
Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam,
yerimde kalamam.
Ben şimdiye kadar yenilmedim,
yenilemem;
yenilirsem bir dakika yaşayamam.
Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek
benim dostluğumu lütfen bildiriniz ve doğrulayınız.
1937 (Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, Hatıralar s. 5-6)




Bu benim şahsi meselemdir.
Durumu Büyükelçiye daha başlangıçta açıkça ifade ettim.
Dünyanın bu durumunda böyle bir meselenin Türkiye ile Fransa
arasında silahlı bir anlaşmazlığa sürüklenmesi kesinlikle mümkün
değildir. Fakat ben, bunu da hesaba kattım ve kararımı vermiş
bulunuyorum. Şayet ufakta, bu yolda binde bir ihtimal belirirse,
Türkiye Cumhur reisliğinden ve hatta Büyük Millet Meclisi
azalığından çekileceğim ve bir fert olarak bana katılacak birkaç
arkadaşla beraber
Hataya gireceğim.
Oradakilerle elele verip
mücadeleye devam edeceğim.
1937 (Hasan Rıza Soyak, Cumhuriyet gazetesi, 10.11.1949)

Bazı yerlerde
kadınlar görüyorum
ki, başına bir bez veya bir peştamal veya buna benzer bir şeyler
atarak yüzünü gözünü gizler ve
yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere
oturarak yumulur.
Bu tavrın mana ve anlamı nedir? Efendiler,
medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşi
vaziyete girer mi?
Bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır.
Derhal düzeltilmesi lazımdır.
1925 (Atatürkün B.N., s. 95)

Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır.
Türk milleti öyle analara sahiptir ki her devrin büyük
adamlarını bu analar yetiştirmiştir.
Türk kadını daha yüksek nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir.
(Enver Behnan Şapolyo, K. Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, s. 529)
Bizce: Türkiye Cumhuriyeti anlamınca

kadın,
bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide,
her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir.

(Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, Cilt: XX, Sayı: 80, 1956. s. 740)

Mevlana büyük adamdı, büyük adamdı.
1923 (İsmail Habib Sevük, Atatürk için s.38)

Sinanın heykelini yapınız.
1935 (Afet İnan, Mimar Koca Sinan s.67)

İskenderin doğum yerinin de Selanik civarı olduğu kendisine
hatırlatıldığı zaman:

- Mukayese burada sona erer.
İskender dünyayı fethetmişti.
Ben böyle bir şey yapmadım.
O dünyayı istila edeyim derken kendi vatanını unutmuştu.
Ben vatanımı hiçbir zaman unutmayacağım.
(Hasan Rıza Soyak, Sümerbank Dergisi cilt:4 sayı:41 1964 s. 151)

Ey Arkadaşlar!
Tanrı birdir,
büyüktür;
tanrısal inanışların belirtilerine bakarak diyebiliriz ki:
İnsanlar iki sınıfta, iki devirde mütalaa olunabilir. İlk devir
insanlığın çocukluk ve gençlik devridir.
İkinci devir, beşeriyetin erginlik ve olgunluk devridir.
İnsanlık birinci devirde tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi
yakından ve maddi vasıtalarla kendisiyle meşgul olunmayı
gerektirir.

Allah, kullarının lazım olan olgunlaşma noktasına erişinceye
kadar içlerinden vasıtalarla dahi kullarıyla meşgul olmayı
tanrılık özelliğinin gereklerinden saymıştır. Onlara Hz. Adem

Aleyhisselamdan itibaren bilinen ve bilinmeyen sayısız
denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve elçiler
göndermiştir.
Fakat Peygamberimiz vasıtasıyla en son dini, medeni
gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta
bulunmaya lüzum görmemiştir.
İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması
sayesinde her kulun doğrudan doğruya, tanrısal düşüncelerle
temas kabiliyetine eristiğini kabul buyurmuştur
ve bu sebepledir ki,
Cenabı Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur
ve kitabı, en eksiksiz kitaptır.
1922 (Nutuk III s.1241)

Hz. Muhammedi cezbeye tutulmuş sönük bir derviş şeklinde belirten
bir eser hakkında söylemiştir:
Muhammedi bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi
tanıttırmak gayretine kapılan
bu gibi cahil adamlar,
onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla
kavrayamamışlardır.
Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar.
Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesinde en büyük
bir komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik
edebilir?
Tarih hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim
olmalıdır.
Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasi görüşüyle de
yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen
cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar.

Muhammed bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini
yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip
düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde
Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.
1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi cilt 9 sayı 100 1945 s.3)

O Allahın birinci ve en büyük kuludur.
Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor.
Benim, senin adın silinir, fakat sonuca kadar O, ölümsüzdür.
1926 (Ali Rıza Ünal, Atatürk Hakkındaki Anılarım, Türkiye Harp
Malulü Gaziler Dergisi sayı: 158 1969 s.23)


Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir.
Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur.
Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması
lazımdır.
BİZİM DİNİMİZ BUNLARA TAMAMEN UYGUNDUR.
Müslümanların toplumsal hayatında, hiç kimsenin özel bir
sınıf halinde mevcudiyetini muhafazaya hakkı yoktur.
Kendilerinde böyle bir hak görenler dini emirlere uygun
harekette bulunmuş olmazlar.
Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin
hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz.
Her fert dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir
yere muhtaçtır.
Orası da mekteptir.
1923 (Atatürkün S.D. II s.90)

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla alakası olmadığını
bildiriyor.


Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kafir olmak
sanıyorlar.
Asıl küfür onların bu zannıdır.
Bu yanlış yorumu yapanların amacı İslamların kafirlere esir
olmasını istemek değil de nedir?

Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil,
beyinledir.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 128)

Allahın emri çok çalışmaktır.
İtiraf ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor.
Biz de onlardan ziyade alışmaya mecburuz.
Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir.
Zamanın icaplarına göre ilim ve fen ve her türlü medeniyet
buluşlarından azami derecede istifade etmek zaruridir.
Hepimiz itirafa mecburuz ki,
bu husustaki hatalarımız çok büyüktür.
1923 (Atatürkün S.D II s.92)

Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı
tavsiye etmez.
Aksine
Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve
şerefini muhafaza etmelerini emrediyor.
1923 (Atatürkün S.D. II s.92)

Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile
hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir
edebilirsiniz.
Hangi şey ki akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur;
biliniz ki o bizim dinimize de uygundur.
Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslamın menfaatine


uygunsa kimseye sormayın; o şey dinidir. Eğer
bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı
mükemmel olmazdı, son din olmazdı.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 127)

Türk milleti
daha dindar olmalıdır, yani bütün
sadeliği ile dindar olmalıdır
demek istiyorum.
Dinime,
bizzat hakikate nasıl inanıyorsam,buna da öyle
inanıyorum.
Şuura aykırı, ilerlemeye mani hiç bir şey ihtiva etmiyor.
Halbuki Türkiyeye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde
daha karışık, suni, batıl inançlardan ibaret bir din daha vardır.
Fakat bu cahiller, bu acizler
sırası gelince, aydınlanacaklardır. Onlar ışığa yaklaşamazlarsa,
kendilerini yitirmiş ve mahkum etmişler demektir.
Onları kurtaracağız.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 70)

Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir.
Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından
 
Report to moderator   Logged Logged  
  The administrator has disabled public write access.
#103
MehmetB (User)
Fresh Boarder
Posts: 3
graphgraph
User Offline Click here to see the profile of this user
Re:Milletin artik akillanmasi 1 Year, 3 Months ago Karma: 0  
Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir.
Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip
alamamıştır ve alamaz.
1922 (Atatürkün S.D. II s. 66)

Camiler,
birbirimizin yüzüne bakmaksızın
yatıp kalkmak için yapılmamıştır.
Camiler itaat ve ibadet ile beraber
din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek,


yani
danışmak için
yapılmıştır.
1923 (Atatürkün S.D II s.94)

Bir fikri daha düzeltmek isterim.
Milletimizin içinde gerçek din alimleri,
alimlerimiz içinde
milletimizin gerçekten iftihar edebileceği
din bilginlerimiz vardır.
Fakat bunlara mukabil
ilmi kıyafet altında ilim gerçeğinden uzak,
gereği kadar okuyup öğrenmemiş
ilim yolunda değeri kadar ilerleyememiş
hoca kıyafetli cahiller de vardır.
Bunların ikisini birbirine karıştırmamalıyız.
1923 (Atatürkün S.D II s.144)

Nasıl ki her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahipleri yetiştirmek
lazım ise,
dinimizin felsefi gerçeğini inceleme, araştırma ve öğretme
bakımından
ilmi ve fenni kudrete sahip olacak
seçkin ve hakiki din bilginleri yetiştirecek
yüksek müesseselere malik olmalıyız.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 90)

Efendiler...
Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz; hatta
cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat sanatkar olamazsınız.
Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim...
1930 (Sümerbank dergisi cilt:3 sayı 29 1963)

Elini öpmek isteyen tiyatro sanatçılarına söylemiştir:
- Sanatkar el öpmez: sanatkarın eli öpülür.
(Vasfi Rıza Zobu, O Günden Bu Güne, s. 323)

24 Temmuz 1922 akşamı Konyada General Townshend şerefine
verdikleri ziyafette, sofradan kalkılacağına yakın kolundaki saati
çıkararak Generale dedi ki:

- Bu saati bana Anafartalarda bir Türk askeri, ölen bir İngiliz
subayının kolundan çıkardığını söyleyerek, getirdi.
Saatin arkasında subayın künyesi yazılıdır
Bu subayın ailesini arattımsa da bulamadım.
İngiltereye döndüğünüzde ailesini bulur ve saati verirseniz
çok memnun olurum.
1922 (Yücel Mecmuası, Ondan Hatıralar, ciltVI sayı: 91-92-93,
1942 s. 15)

Kurtdereli Mehmet Pehlivana yazdığı mektup:
Seni Cihanda büyük ün almış bir Türk pehlivan tanıdım. Parlak
başarılarının sırrını şu sözlerle izah ettiğini de öğrendim:
Ben her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve
millet şerefini düşünürüm.
Bu dediğini, en az, yaptıkların kadar beğendim. Onun için
senin bu değerli sözünü Türk sporcularına bir meslek
prensibi olarak kaydediyorum.
Bununla senden ve sözlerinden ne kadar çok memnun olduğumu
anlarsın.
(Tarih Iv, Türkiye Cumhuriyeti, Haz: T.T.T.C s. 268) 1931














... HİÇ KUŞKUSUZ O (ALLAH) BÜYÜKLÜK TASLAYANLARI SEVMİYOR.
(Nahl suresi 23. ayet)







Peygamberimiz, tilmizlerine dünya milletlerine İslamiyeti
kabul ettirmelerini emretti.
Bu milletlerin hükümeti başına geçmelerini emretmedi.
Peygamberin zihninden asla böyle bir fikir geçmemiştir.
1923 (Atatürkün S.D. III, s.69)

Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır.
İyi dinleyiniz nasihatim budur ki,
içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve
benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır.
İlk önce kafası kırılacak adam budur.
Mensup olduğum Türk Milletinin şan ve şerefi varsa,
benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır.
Asla başka değilim.
1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s 304)

Yaşaması ve muzaffer olması gereken değersiz şahıslarımız
değil,
milli kurtuluşu temin edecek olan
fikirlerdir.
1919 (Mazhar Mufit Kansu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber, Cilt: 1, s.
203)

Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık
yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman
koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran
Meclisimizin yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker
sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan
dolayı
bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet
içindeyim.


Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem
arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve
bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum.
1922 (Atatürkün S.D. I, s.240)

Bu zaferi kazanan ben değilim.
Bunu, asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında can
veren, yaralanan kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak
Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler
kazanmıştır. Ne yazık ki onların her birinin adını Kocatepenin
sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat hepsinin ortak bir adı
vardır;
Türk askeri!...
Tebriklerinizi onların namına kabul ediyorum!...
1928 (İbrahim Necmi Dilmen, Atatürk Anekdotlar, Der: Kemal
Arıburnu, s. 120)

Şunu bir gerçek olarak biliniz ki,
şeref hiçbir vakit bir adamın değil, bütün milletindir.
Eğer yapılan işler mühimse, gösterilen muvaffakiyetler belli ise,
inkılaplar dikkati çekici ise
her fert kendini tebrik etmelidir.
Çünkü böyle büyük şeyleri ancak çok kabiliyetli olan büyük milletler
yapabilir ve
bu milletin her ferdi böyle en kabiliyetli ve büyük bir millete
mensup olduğunu düşünerek kendini tebrik etsin.
1923 (Atatürkün S.D. II, s.123)

Bütün bu muvaffakiyet yalnız benim eserim değildir ve
olamaz.
Bütün muvaffakiyet, bütün milletin azim ve imanıyla çalışmasını
birleştirmesi neticesidir. Kahraman milletimizin ve seçkin
ordumuzun kazandığı başarı ve zaferlerdir.
1928 (Atatürkün S.D. II, s.76-77)

Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerde
şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok
bahtiyarım.
Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söyleyeyim ki; benim
ordularımızı yönelttiğim hedefler, esasen ordularımın her erinin,
bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının,
azimlerinin, ülkülerinin yönelmiş olduğu hedefler idi.
1928 (Atatürkün S.D. II, s.228)

Daima, muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı
bir surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an
bile ayrı görmeyerek çalışacağım.
Milletin teveccühünü daima dayanak noktası sayarak hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.
1923 (Nutuk II, s.814-815)

Efendiler! Size şunu söyleyeyim ki, inkılapçı Türkiye Cumhuriyetini
benim şahsımla var zannedenler çok aldanıyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti; her manası ile, büyük Türk milletinin öz
ve aziz malıdır. Kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek,
ebediyen yaşayacaktır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk 1965 s. 67-68)

Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı
siyasi, sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir.
Sizsiniz. Bu istidat ve gelişme mevcut olmasaydı, onu yaratmaya
hiçbir kuvvet ve kudret kafi gelemezdi.
1925 (Atatürkün B.N., s. 92)




Fikir hazırlıkları, seferberlikte asker toplamak için olduğu gibi davul
zurna ile temin
edilemez. Fikir hazırlıklarında
gösterişsiz çalışmak,
kendini silmek,
karşısındakine samimi bir kanaat ilham etmek lazımdır.
1919 (Falih Rıfkı Atay, Atatürkün B.K. s. 97)

En büyük hakikatler ve ilerlemeler, fikirlerin serbest ortaya
konması ve karşılıklı alınıp verilmesi ile meydana çıkar ve
yükselir.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün el yazıları, s. 473)

Fikir akımları, zor ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez;
bilakis takviye edilir.
Buna karşı en müessir çare, gelen fikir akımına, karşı fikir akımı
vermek,
fikre fikirle mukabele etmektir.
1921 (G.C.Z. cilt: 1 s.333)

Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar
milli noktadan fazilete sahip değildir.
Mesela hakikaten askeri kudret sahibi olan, Moskovaya kadar giden,
yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten
Napolyonu düşününüz.
Onun hareketleri
Fransız milletinin hakiki ve milli menfaatlerine değil,
kendi cihangirane emellerini tatmin içindi.
Bunu tatmin için Fransanın milyonlarca seçkin evladını eritti ve
nihayet hepinizin bildiğimiz akıbete uğradı. Bizim Osmanlı
tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan
tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 161)


Napolyon taç ve şeref peşinde koşan bir maceracıdır.
Bismark ise tacidara hizmet eden bir insandır.
Bunlarla şahsımın mukayese edilmesini kabul etmem.
1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s.304)

Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir
şey değildir.
(Mahmut Esat Bozkurt Yakınlarından Hatıralar s.95)

Millet sevgisi kadar büyük mükafat yoktur.
İstiklal Harbinde benim de milletime ettiğim bir takım
hizmetler olmuştur, zannederim.
Fakat, bunlardan hiçbirini kendime mal etmedim.
Yapılanın hepsi milletin eseridir, dedim;
aranacak olursa,
doğrusu da budur.
(Muzaffer Göker, T.T.K. Belleten, cilt 3 sayı 10 1939 s.388)

Arkadaşlarından birinin
Allah sana çok ömürler versin. Yoksa vah bu milletin
haline!
demesi üzerine verdiği cevap:
Bu sözünüz beni çok müteessir etti! Düşmanlarımız da böyle
söylüyor, onlar da Ölsün de kurduğu eser mahvolsun demiyorlar
mı? Ve bunu beklemiyorlar mı?
Niçin böyle düşünüyorsunuz?
Her şeyi niçin bana mal etmek istiyorsunuz?
Ben bir eser vücuda getirdimse milletimin kudret ve
kuvvetine ve ondan aldığım ilhama dayanarak yaptım.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri s.118)




Büyük hadiseleri, yapılan işleri
bir ferde mal etmek
milletin hakkına saygısızlık ifade eden bir görüş tarzı olur.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri s.51)

En iyi fertler
kendinden ziyade
mensup olduğu toplumu düşünen,
onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren
insanlardır.
1930 (Ayın Tarihi, Cilt: 24 sayı: 82-83 1931)

Tarih Kongresinin sonunda Marmara köşkünde verilen çayda
öğretmenlerden birinin Atatürke  Paşam! Birçok Avrupalı
muharrirler yazdıklarında, eserlerinde sizi diktatör diye
vasıflandırıyorlar.
Buna ne buyurursunuz? sorusuna verdiği cevap:
- Ben diktatör değilim
ve heveslisi de olmadım.
Benim diktatör olmadığıma şuradan hüküm veriniz,
ben diktatör olsaydım siz bana bu suali soramazdınız!
1931 (Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri s. 116)

Cumhuriyet Halk Partisinin daimi başkanlığının teklif edilmesi
münasebetiyle söylediği söz:
- Milletin sevgi ve güvenini kaybetmediğim müddetçe tekrar
seçilirim; milletin reyi esastır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetlere 1965 s.72)


İzmirde bir toplantı esnasında yaptığı konuşmadan:
Efendiler, ben şimdi burada hazırlanmış bir nutuk verecek değilim.
Maksadım halkça, kardeşçe konuşmaktır. Bu dakikadaki
muhatabınız, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan
değildir. Sade bir mebus ve sizi çok seven bir hemşeriniz Mustafa
Kemaldir. Bu sebeple benden neler öğrenmek istiyorsanız serbest
olarak sormanızı rica ederim.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 84)

Kendisine
 Büyük Atatürk diye hitap ettikleri vakit söylediği söz:
- İsmime böyle riyakar kelimeleri karıştırmayınız.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 117)

Ben esasen saraylardan hoşlanmam.
Devlet Reisi olmak mecburiyetiyle
İstanbula geldiğim zaman
Dolmabahçe denilen soğuk bir yerde otururum.
Ben orada rahatsız otururum.
Ben bir evde oturmaktan, daha rahat ederim.
(Hasan Cemil Çambel, Dünya gazetesi, 30.8.1952)

Annesi için yaptırılan mermer sandukalı ve uzun kitabeli kabrin
fotoğrafını gördükten ve kitabede
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa
Hazretlerinin valide-i muhteremleri Zübeyde
Hanımefendinin..
diye başlayan cümleyi okuduktan sonra Genel Sekreteri Hasan Rıza
Soyaka söyledikleri:




- İlk fırsatta İzmire gidersin, bu sandukayı ve kitabeyi
kaldırtırsın,
dağdan iki büyük ve uzun taş getirtirsin, birini olduğu gibi bir temel
üzerine tespit ettirir, diğerini başka tarafına diktirirsin ve bunun bir
yerini biraz düzelttirerek Atatürkün anası Zübeyde
burada gömülüdür diye yazdırırsın,
altına da ölüm tarihini koydurursun,
yeter.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetleri, 1965, s. 10)
(Bu mezar, Atatürkün arzusuna uyularak değiştirilmiş ve
tarif ettiği şekilde yapılmıştır)

Ben diktatör değilim.
Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar; evet, bu doğrudur. Benim
arzu edip de yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü,
ben zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem.
Ben diktatör, diğerlerini iradesine boyun eğdirendir.
Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek
isterim.
Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisinden
sorunuz. Korku üzerine hakimiyet kurulamaz. Toplara dayanan hakimiyet devamlı olmaz.
1930 (Ayın Tarihi, II, 73, 1930)

Bizim yüzümüz, her zaman temiz ve pak idi ve daima temiz
ve pak kalacaktır.
Yüzü çirkin, vicdanı çirkinliklerle dolu olanlar,
bizim vatanseverce, vicdanlıca ve namusluca hareketlerimizi
küçük ve çirkin ihtirasları yüzünden,
çirkin göstermeye kalkışanlardır.
1923 (Nutuk II s. 882)


Milletin şahıslara, kendini unutacak ve kendini kaptıracak
kadar tutkun olması, iyi netice vermez.
Bunun tarihte misalleri çoktur.
1930 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B. s. 265)

Şu ve bu tarzda, birtakım kuş beyinli kimselere kendinizi
beğendirmek hevesine düşmeyiniz, bunun hiçbir kıymeti ve
ehemmiyeti yoktur. Eğer şunun, bunun güler yüz
göstermesinden kuvvet almaya tenezzül ederseniz, halinizi
bilmem, fakat geleceğiniz çürük olur.
1908 (Mustafa Baydar, Atatürkle Konuşmalar, s. 101)

Millete efendilik yoktur;
hizmet etme vardır.
Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur.
1921 (Atatürkün S.D. I s. 195)

Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz,
daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.
Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir.
Kanaatinle, imanınla, itaatinle, hiçbir korkunun yıldıramadığı demir
gibi temiz kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için
gönül borcumu ve teşekkürümü söylemeği nefsime en aziz
bir borç bilirim.
1921 (Atatürkün T.T.B. IV s. 414)

Bayrak, bir milletin bağımsızlık alametidir. Düşmanın da olsa hürmet
etmek lazımdır.
(Muzaffer Kılıç, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, III Der: N. A. Banoğlu s. 12)



Muvaffakiyetlerde gururu yenmek,
felaketlerde ümitsizliğe mukavemet etmek lazımdır.
(Afet İnan Atatürk Hakkında H.B. s. 90)

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir.
Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve
hissediyorsanız
bu kafidir.
1929 (Ayın Tarihi cilt: 20 sayı: 65 1929)

Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların
buhranları ve felaketleri arasında da
bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatımı, her
nevi şahsi duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına
feda etmekten zevk duymayayım.
Gerek askeri hayatımın ve gerek siyasi hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket prensibim, milli iradeye dayanarak milletin ve vatının muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.
1920 (Atatürkün S.D. I s. 61)

Pekala bilirsiniz ki
benim bütün hayatımda
bu ana kadar
güttüğüm gaye
hiçbir vakit kişisel olmamıştır.
Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem
daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine
olmuştur.
Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne
almamışımdır.
1914 (Atatürkün Özel Mektupları Sadi Borak s. 40)


Memleket ve milletin kurtuluşu ve saadeti için çalışmaktan
başka bir maksadım yoktur.
Bu, bir insan için kafi bir sevinç ve haz temin eder.
1925 (Atatürkün S.D. s. 209)

Bana methetme sözlerini bırakınız;
gelecek için neler yapacağız,
onları söyleyin.
(Afet İnan Atatürkün B.N.M. s. 37)

Benim ihtiraslarım var,
hem de pek büyükleri;
fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek
veya
büyük paralar elde etmek gibi maddi emellerin tatminiyle
ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini
vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da
gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını
verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum.
Bütün hayatımın prensibi bu olmuştur.
Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu
muhafaza edeceğim.1914 (Atatürkün Özel Mektupları Sadi Borak s. 22)








Allah bilir,
hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten
başka vicdani bir emel edinmedim.
Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel
ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat
lüzumuna çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti
ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı göstermişti. Fakat
zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikri hakikatleri
kabulünden çekinilse dahi-
uygulattırır.
1912 (Atatürkün Özel Mektupları Sadi Borak s. 11)

Mal ve mülk bana ağırlık veriyor.
Bunları asil milletime geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum.
Zenginlikten ne çıkar. İnsanın serveti kendi manevi
şahsiyetinde olmalıdır.
1937 (Rukneddin Fethi Olcaytuğ Atatürk Hakkında Düşünce ve
Tahliller, 1943 s. 44)

Arkadaşlarımız ve milletin bütün efradı gibi,
milli davamızda benim de emeğim geçmiş ise
de, bu çalışmada icraat kuvveti ve muvaffakiyet varsa
bunu şahsıma atfetmeyiniz.
Ancak ve ancak bütün milletin manevi şahsiyetine atfediniz.
Ben milletin bu yüksek, manevi şahsiyeti içinde
bir naçiz fert olmakla bahtiyarım.
Efendiler,
millet bütünüyle manevi bir şahıs halinde ve bir birleşmiş
kütle şeklinde belirdi
ve bu yüce birliği muhafaza ederek ona düşman olanları ortadan
kaldırdı.
1923 ( Atatatürkün S.D. II s.115)


Milletimle
yakından ve gösterişten uzak
karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam.
Her ne vakit milletimin karşısında kendimi görsem,
her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne
baksam,
oradan ruh ve vicdanıma gelen nur,
benim için en kıymetli bir ilham ve feyiz alevi oluyor!
1923 (Gazi ve İnkılap Mahmut Soydan Milliyet gazetesi 7. 2.1930)

Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim vatandaşlarımdan
gördüğüm itimat ve destektir. Bütün vazifelerimde manevi,
vicdani olan
en büyük endişem
emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat
etmektir.
1927 (Atatürkün T.T.B. IV s. 532)

Benim için dünyada en büyük mevki ve mükafat milletin bir ferdi
olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak
etmiş ise, şükür ve hamtlar ederim.
Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin
hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.
1923 ( Atatürkün S.D. II s. 129)

Atatürk bizden biridir.
1935 (Şükrü Kaya, Türk Kadını Dergisi, Sayı: 6 1966, s. 7)

Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır.
İyi dinleyiniz nasihatim budur ki,
içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve
benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır.
İlk önce kafası kırılacak adam budur.

Mensup olduğum Türk Milletinin şan ve şerefi varsa,
benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır.
Asla başka değilim.
1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s 304)

Ben zannediyorum ki,
millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip değilim.
Bende fazla teşebbüs görüldüyse bu benden değil, milletin
bileşkesinden çıkan bir teşebbüstür.
Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdani eğilimleriniz bana
dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki
teşebbüslerin hiçbiri olmazdı.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 159)

Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek,
her şeyi milletin bir ferdinin şahsiyetinde birleştirmek,
geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun
meselelerinin aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun
tek bir şahsiyetinden beklemek
elbette ki layık değildir.
Elbette ki lazım değildir.
1925 (Atatürkün M.A.D. s. 19)

Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim.
Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak
kudretinde olmayan bir adamım.
Çünkü ben bir halk adamıyım.
Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim.
Yanlışım varsa halk beni yalanlar.
Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni
yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi 20.3.1937)


Saltanatın hilafetten ayrılması konusunda
Meclisteki hocaların kendisine padişahlık ve halifelik teklif
etmeleri hakkında
ki hususi sohbetinden:
Bu hocalar başımda yeşil bir sarık, yüzümde uzun bir sakal, geniş bir
cübbe içinde, elimde bir tespih beni öbür dünya ile ilgili bir adam
yapmak istediler.
Şaşılacak bir şey varsa;
bunların kalın kafaları beni hala anlamamıştır.
(Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s. 345)

Birçok zaferler kazandım.
Fakat bunların en büyüğünden sonra bile
her akşam, savaş anlarında ölen bütün askerleri düşünerek
içimde derin bir keder duyuyorum.
(George Benneb, Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi, s. 33)

Bir sohbet esnasında Fransız Büyükelçisine söylemiştir:
- Parisi çok görmek istiyorum; ama büyük törenlerle
karşılanacağım Parisi değil. Ben Parise dünyanın bu güzel
şehrine, operalarını, tiyatrolarını, revülerini, zarif kadınlarını
bir daha görmek için gitmek isterim. Dedim ya, gençlik hatıralarımı tazelemek için... Böyle olunca da kendini tanıtmayarak belli olmadan gitmek isterim. Yoksa törenlerle karşılanmak için değil.
(Cevat Dursunoğlu, Son Havadis gazetesi, 10.11.1955 s. 3)

Benim gözümde hiçbir şey yoktur,
ben yalnız liyakat aşığıyım.
(Yusuf ziya Özer T.T.K. Belleten,, Sayı: 10 1939 s. 286)



Hiçbir zaman
şahsi gücenikliklerimi
birtakım
menfi teşebbüslerle tatmine kalkmak adiliğine tenezzül
etmem.
1914 (Atatürkün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 40)

Düşmanları hakkında söylemiştir:
Ben onları affederim,
çünkü kalbim vardır.
Onlar beni affetmezler,
çünkü kalpsizdirler.
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969 s. 532)













EY İMAN SAHİPLERİ! YAPMAYACAĞINIZ ŞEYİ NEDEN SÖYLÜYORSUNUZ? YAPMAYACAĞINIZ ŞEYİ SÖYLEMENİZ, ALLAH KATINDA BÜYÜK BİR GÜNAHTIR.
(Saff suresi 2 ve 3. ayetler)





Benim yaptıklarım birbirine bağlı ve lüzumlu işlerdir.
Bana yaptıklarımdan değil yapacaklarımdan sorunuz!
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 119)

Biz daima hakikat arayan
ve
onu buldukça, ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret
gösteren
adamlar olmalıyız.
1931 (Sümerbank Dergisi, Cilt: 3 sayı: 29 1963 s. 184)

Bizim halkımız çok temiz kalpli, çok asil ruhlu, ilerlemeye çok
kabiliyetli bir halktır. Bu halk eğer bir defa karşısındaki kimselerin
samimiyetle kendilerine hizmet ettiklerine inanırsa her türlü hareketi
derhal kabule hazırdır.
Bunun için gençlerin her şeyden evvel millete güven vermesi
lazımdır.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 140)

Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve
hareketlerimle aldatmamış olmakla övünç duyuyorum.
1923 (Atatürkün S.D. II. s. 70)

Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar
bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler,
saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata
gelmişlerdir.
Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz...
Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden
fenalıklar
hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.
1923 (Atatürkün S.D. II s.127)


İnsanlıkta,
din hakkındaki duygu ve bilgi,
her türlü asılsız hikayelerden sıyrılarak hakiki
ilim ve teknik ışıklarıyla temizlenip mükemmel oluncaya
kadar,
din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır.
1927 (Nutuk II s.208)

Cumhuriyet Halk Partisinin daimi başkanlığının teklif edilmesi
münasebetiyle söylediği söz:
-Milletin sevgi ve güvenini kaybetmediğim müddetçe tekrar
seçilirim; milletin reyi esastır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetlere 1965 s.72)

Şu ve bu tarzda, birtakım kuş beyinli kimselere kendinizi
beğendirmek hevesine düşmeyiniz, bunun hiçbir kıymeti ve
ehemmiyeti yoktur. Eğer şunun, bunun güler yüz
göstermesinden kuvvet almaya tenezzül ederseniz, halinizi
bilmem, fakat geleceğiniz çürük olur.
1908 (Mustafa Baydar, Atatürkle Konuşmalar, s. 101)

Yemin mukaddes bir sözleşme demektir.
Namus sahibi olan bir kimse verdiği sözden dönmez.
1919 (Atatürkün S.D. III s.7)

Asla hatırdan çıkarmamalısınız:
Bizim en büyük kuvvetimizi,
bugün de yarın da
dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık
teşkil edecektir.
(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, s. 18)


Birbirimize daima hakikati söyleyeceğiz.
Felaket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima
hakikatten ayrılmayacağız.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 226)

Hayatta en fena şey riyakarlıktır.
Hakikat ne olursa olsun riyakarlar onu
temizlik ve saflık kisvesine bürünerek
saklamaya çalışırlar ki, bu büyük bir tehlikedir.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 118)

Çok namuskar olmalıdır!
Şimdiye kadar işlenen hataların en büyüğü,X
müteşebbislerimizin, münevverlerimizin, bilhassa
alimlerimizin
en büyük günahı
namuskar olmamaktır.
Milletin karşısında namuskar olmak ve namuskârane hareket
etmek lazımdır.
Milleti aldatmayacağız!
Millete, daima ve daima hakikati söyleyeceğiz.
Belki hata ederiz, yanlış şeyleri hakikat zannederiz, fakat
millet onu düzeltsin. Kendimizi kimsenin üstünde görmeye de
hakkımız yoktur Efendiler...
1923 (Gazi ve İnkılap, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi,
13.1.1930)

Gizli iş gizli kalamaz.X
Er geç meydana çıkar.
İyisi mi başından açık olun, açık açık!
(Ruşan Eşref Ünaydın, Atatürk, T. Ve D.K.H. s. 48)


Mükemmel bir kumandanı vücuda getiren şey
mükemmel ahlaktır.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El yazıları s. 112)

Fransız Büyükelçisine sohbet esnasında söylemiştir:
Ben toprak büyütme dileklisi değilim;
barış bozma alışkanlığım yoktur;
ancak antlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim.
Onu almasam, edemem.
Büyük Meclisin kürsüsünden milletime söz verdim:
Hatayı alacağım...
Milletim benim dediğime inanır.
Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam,
yerimde kalamam.
Ben şimdiye kadar yenilmedim,
yenilemem;
yenilirsem bir dakika yaşayamam.
Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek
benim dostluğumu lütfen bildiriniz ve doğrulayınız.
1937 (Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, Hatıralar s. 5-6)

Bir kurumun yaşaması, gelişmesi, muvaffak olması
o kurumun başına geçenlerin
iyi huylu, dürüst, imanlı kişiler olmasına bağlıdır.
1933 (Akşam gazetesi 27.8.1933)

Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak,
bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda
hissetmekten
ve
ödemekten hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz.
1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber, cilt: I s. 160)


Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim vatandaşlarımdan
gördüğüm itimat ve destektir. Bütün vazifelerimde manevi,
vicdani olan
en büyük endişem
emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat
etmektir.
1923 (Atatürkün T.T.B. IV s. 532)

Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim.
Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak
kudretinde olmayan bir adamım.
Çünkü ben bir halk adamıyım.
Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim.
Yanlışım varsa halk beni yalanlar.
Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni
yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi 20.3.1937)













... İŞLERİ / YÖNETİMLERİ, ARALARINDA BİR ŞURADIR..
(Şura suresi 38. ayet)
























İnsanlar ferdi olarak çalışırlarsa muvaffak olamazlar.
Çünkü Allah insanları yaratırken onlara öyle bir muhtaçlık
vermiştir ki,
her insan hemcinsi insanlarla çalışmağa mecbur ve
mahkumdur.
Bu iştirak faaliyeti adeta bir ilahi ihtiyaç olunca, maksatları
birleştirmenin nasıl zaruret olduğunu kolayca anlarız.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 125)

En büyük hakikatler ve ilerlemeler, fikirlerin serbest ortaya
konması ve karşılıklı alınıp verilmesi ile meydana çıkar ve
yükselir.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün el yazıları, s. 473)

Efendiler! Millet bizi buraya gönderdi. Fakat ömrümüzün sonuna
kadar
biz burada ve bu milletin idaresini ve egemenliğini miras
kalmış mal gibi temsil etmek için toplanmış değiliz
ve sizi toplamak ve dağıtmak kudretine hiç kimse sahip değildir.
Millet bilmelidir ki, bir günde vekillerini toplar ve gönderir.
Burayı hiçbir kimsenin kayıt ve şarta bağlamaya hak ve
salahiyeti yoktur ve olmamalıdır.
1921 (Devre: I, İçtima: 2, Toplantı: 120, 1. T.B.M.M Zabıt
Cerideleri, 1958)

Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman Devleti tesis eden
ve bunların hepsini hadiselerle tecrübe eyleyen Türk milleti bu defa
doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı.
Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliğini bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti.

İşte o Meclis, Yüce Meclisinizdir, Türkiye Büyük Millet Meclisidir
ve bu egemenlik makamının hükümetine Türkiye Büyük Millet
Meclisi Hükümeti derler. Bundan başka bir saltanat makamı, bundan
başka bir hükümet heyeti yoktur ve olamaz.
1922 (Nutuk III, s. 1250)

Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerde
Şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok
bahtiyarım.
Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söyleyeyim ki; benim
ordularımızı yönelttiğim hedefler, esasen ordularımın her erinin,
bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının,
azimlerinin, ülkülerinin yönelmiş olduğu hedefler idi.
1928 (Atatürkün S.D. II, s.228)

Demokrasi prensibinin en asri ve mantıki tatbikini temin
eden hükümet şekli, cumhuriyettir.
1930 (Afet İnan, Atatürkün el yazıları, s. 410-411)

Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır.
Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
Her kanaat bizce muhteremdir.
Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lazımdır.
1923 (Atatürkün S.D. III, s.71)

Cumhuriyet ahlaki fazilete dayanan bir idaredir.
Cumhuriyet fazilettir.
Sultanlık korku ve tehdide dayanan bir idaredir. Cumhuriyet idaresi,
faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide
dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aradaki
fark bunlardan ibarettir
1925 (Atatürkün S.D. II, s.231)



Türk milletinin tabiat ve adetlerine en uygun olan idare,
Cumhuriyet idaresidir.
1924 (Atatürkün S.D. III, s.74)

Daima, muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı
bir surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an
bile ayrı görmeyerek çalışacağım.
Milletin teveccühünü daima dayanak noktası sayarak hep beraber
ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer
olacaktır.
1923 (Nutuk II, s.814-815)

Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar
milli noktadan fazilete sahip değildir.
Mesela hakikaten askeri kudret sahibi olan, Moskovaya kadar giden,
yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten
Napolyonu düşününüz.
Onun hareketleri
Fransız milletinin hakiki ve milli menfaatlerine değil,
kendi cihangirane emellerini tatmin içindi.
Bunu tatmin için Fransanın milyonlarca seçkin evladını eritti ve
nihayet hepinizin bildiğimiz akıbete uğradı. Bizim Osmanlı
tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan
tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 161)

Napolyon taç ve şeref peşinde koşan bir maceracıdır.
Bismark ise tacidara hizmet eden bir insandır.
Bunlarla şahsımın mukayese edilmesini kabul etmem.
1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s.304)




Biz ne Bolşevikiz, ne de Komünist; ne biri , ne diğeri olamayız.
Çünkü,
biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız.
Hülasa, bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat
hükümetidir.
Ve dilimizde bu hükümet halk hükümeti diye anılır.
Bu hükümet doğrudan doğruya milletin arzularını tatmine
hizmet eder ve millet ve memleketin idaresine bizzat
sahiptir.
Bu itibarla kendi mukadderatını kendisi tayin eder.
İdari teşkilatlarımızın hepsinde tatbik edilecek olan usul de
budur.
1922 (Atatürkün S.D. III s.51)

Hutbe demek halka hitabetmek, yani söz söylemek demektir.
Hutbenin manası budur.
Hutbe denildiği zaman bundan bir takım kavram ve manalar
çıkarılmamalıdır.
Halkı, genel durumdan haberdar etmek son derecede
ehemmiyetlidir. Çünkü
her şey açık söylendiği zaman halkın
beyni çalışma halinde bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve
milletin zararına olan şeyleri reddederek
şunun ve bunun arkasından gitmeyecektir.
Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir dilde olması ve onların
da bugünkü gerek ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife
ve Padişah namını taşıyan müstebitlerin arkasından köle gibi
gitmeye mecbur etmek içindi.x
Hutbeden maksat ahalinin aydınlanması ve doğru yolun
gösterilmesidir.
Başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin sene evvelki hutbeleri
okumak insanları bilgisizlik ve gaflet içinde bırakmak demektir.


Hutbe okuyanların her halde halkın kullandığı dille görüşmesi
gereklidir.
Geçen sene Millet Meclisinde söylediğim bir nutukta demiştim ki
Minberler, halkın beyinleri, vicdanları için bir verim kaynağı,
bir nur kaynağı olmuştur.
Böyle olabilmek için minberlerden aksedecek sözlerin
bilinmesi ve anlaşılması, teknik ve ilim gerçeklerine uygun
olması lazımdır.
Hutbe okuyanların siyasi durumu, toplumsal ve medeni
durumu her gün takip etmeleri zorunludur.
Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış öğretilmiş olur. Bundan
ötürü
hutbeler tamamen Türkçe ve zamanın gereklerine uygun
olmalıdır ve olacaktır.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 95-96)

Büyük hadiseleri, yapılan işleri
bir ferde mal etmek
milletin hakkına saygısızlık ifade eden bir görüş tarzı olur.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri s.51)

Camiler,
birbirimizin yüzüne bakmaksızın
yatıp kalkmak için yapılmamıştır.
Camiler itaat ve ibadet ile beraber
din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek,
yani
danışmak için
yapılmıştır.
1923 (Atatürkün S.D II s.94)




Fertlerin hürriyeti, devletin hakimiyet ve iradesinin
korunmasına bağlıdır.
Devlet iradesi felç olursa fertlerin hürriyetini muhafaza
edecek hiçbir kuvvet ve vasıta kalmaz.
Bundan ötürü hürriyeti yalnız bir taraflı değil, her iki taraflıx
düşünmek lazımdır.
Ferdi hürriyetler mukaddestir.
Bunların korunması için daima çalışılır.
Fakat bu çalışmada devletin kuvveti, otoritesi hiçe sayılırsa
-farzımuhal olarak belki bu hiçe indirilebilir- ancak
bu takdirde bu gibi insanların nihayet mutlaka başka bir
devletin otoritesi altına girmek aşağılığına düşeceklerini,
yabancı bir devletin otoritesinin esaret zincirlerini kendi
elleriyle boyunlarına takmaya mecbur olacaklarını
hatırdan çıkarmamak lazımdır.
1931 (Vakit gazetesi, 19.2.1931)

Cumhuriyet Halk Partisinin daimi başkanlığının teklif edilmesi
münasebetiyle söylediği söz:
- Milletin sevgi ve güvenini kaybetmediğim müddetçe tekrar
seçilirim; milletin reyi esastır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetlere 1965 s.72)

İzmirde bir toplantı esnasında yaptığı konuşmadan:
Efendiler, ben şimdi burada hazırlanmış bir nutuk verecek değilim.
Maksadım halkça, kardeşçe konuşmaktır. Bu dakikadaki
muhatabınız, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan
değildir. Sade bir mebus ve sizi çok seven bir hemşeriniz Mustafa
Kemaldir. Bu sebeple benden neler öğrenmek istiyorsanız serbest
olarak sormanızı rica ederim.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 84)


Biz keyfi hareket etmeyiz.
Müstebit asla değiliz.
Hayatımız, bütün faaliyetimiz memleket işlerinde keyfi ve
müstebitçe hareket edenlere karşı mücadele ile geçmiştir.
Bizim akıl, mantık, zeka ile hareket etmek belli özelliğimizdir.
Bütün hayatımızı dolduran vakalar bu hakikatin delilidirler.
Memleket ve millet işlerinde şahıslarıyla, yaptıklarıyla,
fikirleriyle zararlı olmak vaziyetine düşenlere karşı zaman
zaman direndiğimiz olmuştur.
Milleti hakiki düzelme yolunda yürümektin mene çalışmak
isteyenlere sert ve amansız olmak istidadındayız.
Toplumsal düzenimizi, bilerek veya bilmeyerek bozucu
kimselere müsaade edemeyiz; bunlar doğrudur.
Bizden bu hususta sükunet ve tarafsızlık isteyenleri tatmin
edemiyorsak, bunun sebebi, memleket ve millet menfaatini
her şeyin üstünde gördüğümüzdür.
(Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, s. 88-89) 1925

Milletin şahıslara, kendini unutacak ve kendini kaptıracak
kadar tutkun olması, iyi netice vermez.
Bunun tarihte misalleri çoktur.
1930 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B. s. 265)

Birbirimize daima hakikati söyleyeceğiz.
Felaket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima
hakikatten ayrılmayacağız.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 226)

Gizli iş gizli kalamaz.
Er geç meydana çıkar.
İyisi mi başından açık olun, açık açık!
(Ruşan Eşref Ünaydın, Atatürk, T. Ve D.K.H. s. 48)



Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır.
Alelade politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 224)

Milleti, aklımızın ermediği, yapmak kudret ve kabiliyetini
kendimizde görmediğimiz hususlar hakkında kandırarak
geçici teveccühler elde etmeye tenezzül etmeyiz. Millete, adi
politikacılar gibi yalancı vaatlerde bulunmaktan nefret
ederiz.
1925 (Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk s. 87)

Vatandaşlar! Vatanınızda herhangi bir şahsı, istediğinizi
sevebilirsiniz! Kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi,
evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz. Fakat bu sevgi
sizi, milli mevcudiyetinizi bütün sevgilerinize rağmen
herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sebep
olmamalıdır. Bunun aksine hareket kadar büyük hata olamaz.
1925 (Atatürkün M.A.D. s. 20)

Bence muhalefet hürmete değerdir.
Çünkü o da bir araştırma, bir görüş sonucudur.
Fakat edilecek itirazlar anlayışlı ve uygun ve meşru sebeplere
dayanmazsa muhalefet değersiz olur.
1919 (Atatürkün S.D. III s. 7)

Bağımsız seçilmiş milletvekillerinin tenkitlerinden şikayet edilmesi
üzerine söyledikleri:
Elbette konuşacaklar, elbette tenkit edecekler.
Biz bu arkadaşların Meclise girmelerini neden teşvik ve arzu ettik!
Bir oyun olsun diye mi?
Hayır efendim; bilakis biz onları gayet ciddi bir düşünce ile, işlerimiz
hakkındaki fikir ve kanaatlerini açıkça söylesinler, yaptıklarımızı



tenkit etsinler, yani yeri boş kalan muhalefetin, bir dereceye kadar
olsun, vazifesini görsünler diye Meclise getirdik, öyle değil mi?
O halde niçin sinirleniyorsunuz, neden şikayet ediyorsunuz?
Yoksa kendinizden emin değil misiniz, icraatınızda müdafaa
edemeyeceğiniz noktalar mı var?..
Şunu açıkça söyleyeyim ki benim katiyen böyle bir endişem yoktur,
bütün yaptıklarımı her zaman, her yerde müdafaa edebilirim.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetleri, 1965 s. 60)

Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasi güvenliğin gelişmesi
için, ilk ve en mühim şart,
milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde, samimi olarak
birleşmesidir.
1932 (Atatürkün S.D. I s. 357)

Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar
güzellikleri insanlar istifade etsin, varlık içinde yaşasın diye
yaratmıştır ve azami derecede faydalanabilmek için de, bütün
yaratıklardan esirgediği zekayı, aklı insanlara vermiştir.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 108)

Bazen hiç umulmadık adamdan, ben pek çok şeyler öğrenmişimdir.
Hiç bir kanaati değersiz görmemek lazımdır.
Neticede, kendi fikrimi uygulayacak bile olsam, herkesi ayrı ayrı
dinlemekten zevk alırım.
(Salih Bozok, Yakınlarının Ağzından Atatürk Yazan: Selahaddin
Güngör s. 30)

Pekala bilirsiniz ki
benim bütün hayatımda
bu ana kadar
güttüğüm gaye

hiçbir vakit kişisel olmamıştır.
Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem
daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine
olmuştur.
Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne
almamışımdır.
1914 (Atatürkün Özel Mektupları Sadi Borak s. 40)

Bana methetme sözlerini bırakınız;
gelecek için neler yapacağız,
onları söyleyin.
(Afet İnan Atatürkün B.N.M. s. 37)

Milletimle
yakından ve gösterişten uzak
karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam.
Her ne vakit milletimin karşısında kendimi görsem,
her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne
baksam,
oradan ruh ve vicdanıma gelen nur,
benim için en kıymetli bir ilham ve feyiz alevi oluyor!
1923 (Gazi ve İnkılap Mahmut Soydan Milliyet gazetesi 7. 2.1930)

Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim vatandaşlarımdan
gördüğüm itimat ve destektir. Bütün vazifelerimde manevi,
vicdani olan
en büyük endişem
emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat
etmektir.
1927 (Atatürkün T.T.B. IV s. 532)

Atatürk bizden biridir.
1935 (Şükrü Kaya, Türk Kadını Dergisi, Sayı: 6 1966, s. 7)


Ben zannediyorum ki,
millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip değilim.
Bende fazla teşebbüs görüldüyse bu benden değil, milletin
bileşkesinden çıkan bir teşebbüstür.
Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdani eğilimleriniz bana
dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki
teşebbüslerin hiçbiri olmazdı.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 159)

Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek,
her şeyi milletin bir ferdinin şahsiyetinde birleştirmek,
geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun
meselelerinin aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun
tek bir şahsiyetinden beklemek
elbette ki layık değildir.
Elbette ki lazım değildir.
1925 (Atatürkün M.A.D. s. 19)

Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim.
Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak
kudretinde olmayan bir adamım.
Çünkü ben bir halk adamıyım.
Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim.
Yanlışım varsa halk beni yalanlar.
Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni
yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi 20.3.1937)






Saltanatın hilafetten ayrılması konusunda
Meclisteki hocaların kendisine padişahlık ve halifelik teklif
etmeleri hakkında
ki hususi sohbetinden:
Bu hocalar başımda yeşil bir sarık, yüzümde uzun bir sakal, geniş bir

cübbe içinde, elimde bir tespih beni öbür dünya ile ilgili bir adam
yapmak istediler.
Şaşılacak bir şey varsa;
bunların kalın kafaları beni hala anlamamıştır.
(Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s. 345)

Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var;
çocuklarını söyletmez ve dinlemezler.
Zavallılar lafa karışınca Sen büyüklerin konuşmasına
karışma der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir
hareket...
Halbuki tam tersine,
çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını
olduğu gibi, ifade etmeye teşvik etmelidir;
böylece
hem hatalarını düzeltmeye imkan bulunur,
hem de
ileride yalancı ve riyakar olmalarının önüne geçilmiş olur.
Kısacası
çocuklarımızı
artık,
düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye,
içten inandıklarını savunmaya,
buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine, saygı
beslemeye, alıştırmalıyız...
Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün Hususiyetleri,
1965 s. 79)









O HALDE, BİR İŞ VE OLUŞTAN BOŞALIR BOŞALMAZ YENİ BİR İŞE KOYULUP YORUL!
(İnşirah suresi 7. ayet)





Büyük kutsi hedefler erişilemeyecek hedeflerdir. Bu sebeple
herhangi bir hedefe erişmekle yetinmeyeceğiz.
Daima daha ilerisine varmak için çalışacağız.
1925 (Atatürkün S.D. II s.223)

Bana methetme sözlerini bırakınız;
gelecek için neler yapacağız,
onları söyleyin.
(Afet İnan Atatürkün B.N.M. s. 37)










YOKSA SEN ONLARDAN BİR ÜCRET İSTİYORSUN DA BİR BORÇ YÜZÜNDEN ONLAR, YÜK ALTINA MI GİRİYORLAR?
(Tur suresi 40. ayet)




En iyi fertler
kendinden ziyade
mensup olduğu toplumu düşünen,
onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren
insanlardır.
1923 (Ayın Tarihi, Cilt: 24 sayı: 82-83 1931

Her ne suretle olursa olsun, hizmet edenler milletten büyük
mükafatlar bekliyorlarsa katiyen doğru bir harekette
bulunmuş olmazlar. Milletten çok şey istememeliyiz.
Hizmet edenler, namus vazifelerini yerine getirmiş olmaktan
başka bir şey yapmamışlardır.
1923 (Atatürkün S.D. II s.91)

Karşı koymakta sona kalanlarımız, bir tepede hayatlarına son
verirler. Gelecekte Burada yatanlar, vatanlarını kurtarmaya
çalışanlardır
diye bir yazılı taşa sahip olabilirlerse
mükafatları, bu olur.
1920 (Fahrettin Altay, Milli Mücadele Hatıralarım; Hayat Mec. Yıl: 3,
No: 127, 1959, s. 28)

Hayatta tam zevk ve mutluluk,
ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için
çalışmakta bulunabilir.
Bir insan böyle hareket ederken,
Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı
fark edecekler mi?
diye bile düşünmemelidir.
Hatta en mesut olanlar,
hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih
edecek karakterde bulunanlardır...
1929 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El Yazıları, s. 16)


İnsanlar daima yüksek, temiz ve mukaddes hedeflere
yürümelidirler.
Bu hareket şeklidir ki insan olanın vicdanını, dimağını ve bütün
insani kavramını tatmin eder.
(Atatürkün S.D. III, s. 80) 1923

Millete efendilik yoktur;
hizmet etme vardır.
Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur.
1921 (Atatürkün S.D. I s. 195)

Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların
buhranları ve felaketleri arasında da
bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatımı, her
nevi şahsi duygularımı
milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk
duymayayım.
Gerek askeri hayatımın ve gerek siyasi hayatımın bütün devir ve
bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket prensibim,
milli iradeye dayanarak milletin ve vatının muhtaç olduğu gayelere
yürümek olmuştur.
1920 (Atatürkün S.D. I s. 61)

Memleket ve milletin kurtuluşu ve saadeti için çalışmaktan
başka bir maksadım yoktur.
Bu, bir insan için kafi bir sevinç ve haz temin eder.
1925 (Atatürkün S.D. s. 209)







Başkasına olan bir iyilik bize de iyiliktir; başkasına olan kötülük bize
de kötülüktür.
Bu sebeple iyiliği sevmek ve kötülükten kaçınmak lazımdır...
Bağlılık, bizi başkaları için müsamahakar yapar. Çünkü, başkalarının
kusurlarında bizim de istemeyerek ekseriya beraber suçlu
olduğumuzu gösterir. Hulasa,
bağlılık,
herkes, kendi için yerine herkes, herkes için
düşüncesini koyar.
Bu düşünce toplumsaldır, millidir, geniş ve yüksek manasıyla
insanidir.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El yazmaları s.73; 529
531)





Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun.
BİR TOPLULUĞUN ÇİRKİNLİK VE KÖTÜLÜĞÜ SİZİ ADALETSİZ DAVRANMAYA ASLA İTMESİN. ADALETLİ OLUN.
Bu takvaya/korunup sakınmaya daha uygundur. Allahtan korkun. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
(Maide suresi 8. ayet)





Papa XV. Benovanın Atatürke Mektubu:
Papa Hazretleri namına mümkün olduğu kadar süratle Kafkasya,
Küçük Asya, Anadolu Hıristiyanlarının hayat, mal ve eşyalarının
emniyet altına alınması hakkında gerekli emirlerin verilmesini sahip bulundukları asil ve insaniyetkâr hissiyata güvenerek rica ve niyaz eylemek şerefiyle iftihar ediyorum. İnsaniyetin uğradığı bunca meşakkat ve eziyetlerden sonra şefkat ve merhamet sesinin her tarafta hükümran olması temenni edilir.

Atatürkün Cevabı:

... Irk ve mezhep ayırmaksızın bütün memleketimiz sakinlerinin
emniyet ve refahını temin mecburiyeti, insaniyetkarane hissiyatımızın ve
dini mübini İslamın bize emrettiği bir vecibedir...

Düşmanlarımız istila ettikleri memleketimizde her türlü
savunma araçlarından soyutlanmış olan millettaşlarımıza
karşı bugüne kadar fasılasız tahrip, yağma, katil, tehcir gibi
zulümleri işlemekte devam ettikleri halde,
Büyük Millet Meclisinin hükümet havzasına dahil bulunan bütün
gayrimüslim unsurlar, kanunlarımızın ve silahlarımızın himayesi
altında emniyete ve asayişe mazhar olarak yaşamaktadır.
(Atatürkün Bütün Eserleri, 2003:11/94 İst. Kaynar Yay. )










Ey iman sahipleri!
ÖZÜ-SÖZÜ BOZUK BİRİSİ SİZE BİR HABER GETİRDİĞİNDE, HEMEN ARAŞTIRIP İNCELEYİN/DELİL ARAYIN.
Yoksa bilgisizlikle bir topluluğu suçlar da yapmış olduğunuza pişmanlık duyar hale gelirsiniz.
(Hucurat suresi 6. ayet)





İmzasız ihbar mektubu gönderenler hakkında söylediği söz:
Samimi ve dürüst insanlar aynı zamanda medeni cesaret sahibi olur,
imzalarını saklamaya tenezzül etmezler.
Belli ki bunu yazan ahlaksız yalancının biridir.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün Hususiyetleri 1965,s. 26)

Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır.
Alelade politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 224)

Hayatta en fena şey riyakarlıktır.
Hakikat ne olursa olsun riyakarlar onu
temizlik ve saflık kisvesine bürünerek
saklamaya çalışırlar ki, bu büyük bir tehlikedir.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 118)









... O MAL VE NİMETLER SİZDEN YALNIZ ZENGİN OLANLAR ARASINDA DÖNÜP DURAN BİR KUDRET ARACI OLMASIN...
(Haşr suresi 7. ayet)





Üretim ve üretim vasıtaları bireysel vasfı kaybederek ortak
olmaktadır. Fakat onların mülkiyeti bu gelişmeye tabi olarak ortak
olamamış, bireysel ve kişisel kalmıştır. Cihan inkılabı işte bu son
gayrı tabiilikten çıktı...
Bu ihtilalin müdafaa ettiği dava şudur.
Üretim ve üretim vasıtalarını, gelişme ortak bir hale getirdi.
Bu ortak mesai ve teşkilatın menfaati da ortak olmalı, şahsi
olmamalıdır.
Hiç şüphe yok ki bu dava haklıdır.
Çünkü, üretim müesseselerinin şahıslar elinde kalması, makineler
sayesinde çoğalması lazım gelen refahı akamete uğratıyor.
Fabrikatörler çoğunlukla insanlığa faydalı olan şeyleri değil,
çok para eden maddeleri üretmeye çalışıyorlar.
Tacirler, stoklarını memleketin muhtaç bölgelerine değil, çok para
eden yerlerine taşıyorlar.
Bankaların sermayeleri, insanları sefaletten kurtaracak
zeminlerde, insanların hayrı için değil, vurgunculuğun çok
olduğu yerlerde sarrafların menfaati için işletiliyor...
(Hakimiyeti Milliye 6-8 Mart 1921)














SEVDİĞİNİZ ŞEYLERDEN İNFAK ETMEDİKÇE ZAFER VE MUTLULUĞA ASLA ULAŞAMAZSINIZ.
(Ali İmran suresi 92. ayet)




Çanakkale muharebeleri esnasında bir taarruzu durduran emrinin
son sözleri:
Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak
bilmelidir ki üzerimizde bulunan namus vazifesini tamamen
yerine getirmek için
bir adım geri gitmek yoktur.
Uyku ve istirahat aramanın, bu istirahattan yalnız bizim
değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına
sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım.
Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen
denize dökmedikçe yorgunluk işaretleri göstermeyeceklerine şüphe
yoktur.
1918 (Ruşen Eşref Ünaydın, Anafartalar Kumandanı M. Kemal ile Mülakat, 1930, s.47)




Rableri onlara cevap verdi: Ben sizden, erkek-kadın hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım. Hep birbirinizdensiniz.
GÖÇ EDENLER, YURTLARINDAN ÇIKARILANLAR, YOLUMDA İŞKENCEYE UĞRATILANLAR, ÇARPIŞIP DA ÖLDÜRÜLENLER VAR YA, ONLARIN KÖTÜLÜKLERİNİ YEMİN OLSUN ÖRTECEĞİM. VE YEMİN OLSUN Kİ ONLARI, ALLAH KATINDAN BİR KARŞILIK OLARAK, ALTLARINDAN IRMAKLAR AKAN CENNETLERE KOYACAĞIM.
Allah katındadır karşılıkların en güzeli.
(Ali İmran Suresi 195. ayet)



Geçirdiğimiz buhranlı günlerin şerefli kahramanlarını hep beraber
kutlulayalım. Onlar arasında muharebe meydanlarında düşman
silahıyla göğüsleri delinmiş bahtiyarlar olduğu gibi yangınlarda,
ateşlerde yakılmış bedbaht çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar vardır.
Onlar arasında namuslarına tecavüz edilmiş, ebediyen ağlamaya
mahkum genç kızlar da vardır. Onlar arasında yurtlarını kaybetmiş
aileler, evlatlarını gömmüş analar vardır ve yine onlar arasında
muharebedeki namus vazifesini şerefle yaparak bugün
memleketlerine dönmüş gaziler vardır.
Onlardan şehitlik şarabını içmiş olanların ruhlarına Fatihalar
sunalım.
1923 (Atatürkün S.D. I, s. 308-309)




















DİNDE BASKI-ZORLAMA-TİKSİNDİRME YOKTUR.
(Bakara Suresi 256. ayet)




Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine
uymakta serbesttir.
Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif
değiliz.
Biz sadece
din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya
çalışıyor;
kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.
Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
(Asaf İlbay Anlatıyor, Yakınlarından Hatıralar, s. 102-103)

Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir.
Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep
kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika
aleti olarak kullanılamaz.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 57)

İnsanlıkta,
din hakkındaki duygu ve bilgi, her türlü asılsız hikayelerden
sıyrılarak hakiki ilim ve teknik ışıklarıyla temizlenip
mükemmel oluncaya kadar,
din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır.
1927 (Nutuk II, s. 208)






Ey iman sahipleri!
HEPİNİZ TOPTAN BARIŞ İÇİNE GİRİN.
(Bakara Suresi 208. ayet)




Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasi güvenliğin gelişmesi
için, ilk ve en mühim şart,
milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde, samimi olarak
birleşmesidir.
1932 (Atatürkün S.D. I s. 357)

İnsanları mesut edecek yegane vasıta,onları birbirlerine
yaklaştırarak,
onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi
ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya
barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu,
ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak
olmasıyla mümkün olacaktır.
(Atatürkün S.D. II s. 273) 1930













...HAKSIZ YERE SALDIRMAYIN/ÇARPIŞMADA ZULME SAPMAYIN. ÇÜNKÜ ALLAH, SINIR TANIMAZ AZGINLARI SEVMİYOR.
(Bakara Suresi 190. ayet)





Mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti harbe sürüklemek taraftarı
değilim. Harp zaruri ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur: Milleti
harbe götürünce vicdanımda acı duymamalıyım.
Öldüreceğiz diyenlere karşı,
Ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz.
Lakin, millet hayatı tehlikeye uğramadıkça, harp bir
cinayettir.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 124)








RABBİMİZ, HİÇ KUŞKUSUZ SEN
BİZİM GİZLEDİĞİMİZİ DE
BİLİRSİN,
AÇIĞA VURDUĞUMUZU DA.
NE YERDE NE DE GÖKTE,
HİÇBİR ŞEY ALLAHA GİZLİ
KALMAZ.
( İbrahim suresi 38. ayet)




Gizli iş gizli kalamaz. Er geç meydana çıkar.
İyisi mi başından açık olun, açık açık!
(Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk, T. Ve D.K.H., s. 48)









ÖLÇTÜĞÜNÜZ ZAMAN TAM VE DÜRÜST ÖLÇÜN. HİLESİZ TERAZİYLE TARTIN.
Bu, hem hayırlı hem de sonuç bakımından güzeldir.
(İsra suresi 37. ayet)






Ticarette çok kazanmak değil, sağlam ve temiz kazanmak
kuralı hakimdir.
(Cumhuriyet gazetesi, 25.7.1931)

Tüccar, milletin emeği ve üretimi kıymetlendirilmek için,
eline ve zekasına güvenilen ve bu güvene liyakat göstermesi
gereken adamdır.
(Atatürkün K.A.N., s.14) 1937)






BİZE ANLATILMAYAN ATATÜRK
Araştırmacı Yazar
Prof. İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI

Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal Atatürk dünya döneminin
liderleri içerisinden 21. yüzyıla geçebilen tek liderdir.
Üstelik diğer liderler kendi halkları tarafından yok edilmenin acısını
yaşamışken, o hala halkının ve dünyanın nabzında en büyük
canlılığıyla, sevgisiyle, saygısıyla hala yaşayabilen dünyadaki tek
lider.
Önemli olanda sanırım, yaşarken ölmek değil, öldükten sonra da bu
kadar uzun süre canlı kalabilmeyi başarmak değil midir?
Atatürkü biz hep tarihe mal olmuş yönleriyle tanıdık. Asker Atatürk
ya da devlet adamı Atatürk olarak.
Bu verdiğim örnek dünyada tek olan örnektir. Zaten herhalde bir
başkasına da rastlamamız mümkün değil.
En büyük düşmanı, hani şu ordularını denize döktüğü
düşmanı, Yunan başkomutanı Trikopis. Hiçbir zorlama
olmadan, hiçbir baskı olmadan her Cumhuriyet bayramı Atinadaki Türk büyükelçiliğine gidiyor Trikopis. Atatürkün
resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor.
Böyle bir saygıyı en büyük düşmanında uyandırabilen bir Mustafa Kemal.

&

Yıl 1938, General McArthurun en zor, en problemli, en buhranlı
dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye
döner ve aynen şöyle der:
Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemali
görmek için neler vermezdim



&

Yıl 1938. Bir İranlı şair bir Tahran gazetesine ölümü üzerine bir şiir
yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Diyor ki;

Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir

&

Yıl 1976. UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki bir
cümleyi sizlere okumak istiyorum.

Diyor ki;

Bu gün UNESCOnun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim
babası Mustafa Kemaldir.

Öneri nedir?

Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, bunu 152 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir.

Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler;

Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?

Rus delegesi ayağa fırlar ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle
söyler.

Genç delege arkadaşıma hatırlatmak isterim ki Atatürk öyle
dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her
ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız

Sonra ne mi olur?

UNESCO tarihinde ilk ve tekdir. Hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy
yok 152 ülke o metne imza atar...

Hani İsveç delegesi demişti ya ne yani diye

O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen
şunları söyler.

Ben Atatürkü inceledim, bütün ülkelerden özür diliyorum.
İlk imzayı ben atıyorum.

İşte o muhteşem belge diyor ki;

Atatürk kimdir;

Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi,

olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı,

sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder,

insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü,
bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk
ayrımı göstermeyen

eşi olmayan devlet adamı,

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu

&

Haitiye baktım haritada bir kutup kadar uzak ülke...

Hadi gelin Haitiye gidelim...

Yıl 1996

Haiti Cumhurbaşkanı o yıl ölür!!!

Bir vasiyet bırakmıştır. 1996 da öldüğünde vasiyeti açılır.
Vasiyetinde mezar taşına yazılması için bir metin bırakmıştır...

Haiti Cumhurbaşkanının bugün mezar taşında yazan hitabeyi sizlere okumak istiyorum.

Diyor ki;

Bütün ömrüm boyunca Türkiyenin lideri Mustafa Kemal Atatürkü
anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm
Peki yıllar bir şey değiştirir mi?

Hayır!..

2000 yılında bizim medyanın kaçırdığı bir bilgi var. ABD Başkanı milenyum mesajını veriyor.

Mesajın bir yerinde aynen şunları söyler:

Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürktür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir.

&

Atatürkü ağlarken tarih çok ender tespit etmiştir. 25 yıllık araştırmacıyım. 7 tespitim oldu. İlki Çanakkalede topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır. Bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikaye ama ben yine de anlatacağım.

O günün Ankarası kurak, çorak bir köy.
Çankayadan meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış.

Atatürk o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını durdururmuş, inermiş ve o
iğde ağacına selam verirmiş.

Aman demişler paşam ne yapıyorsun böyle?

 Eee demiş yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var

Yani niye şaşırıyorsunuz? der gibiymiş.

Ve bir gün yanında bulunan arkadaşına İşte bu benim.. derken birde bakıyor ağaç yok ortada. Hemen iniyor.

Ne yaptınız bu ağaca diyor.

Paşam diyorlar yolu genişletmek için mecburduk kestik o ağacı

Yahu diyor bir bana sorsaydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum diyor.

Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde ağlamaya başlıyor...

&

Sahneye şimdi Tahsin COŞKANı davet edelim. Tahsin Coşkan o zamanın genç bir ziraat mühendisi. Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum diyor Atatürk. Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık sivrisinek salgını hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazidir. Ya paşam hayrola der. Atatürk, Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum der.

Ya paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz? der.

Atatürkün cevabı Atatürkçedir.

Der ki  Ben en zor olanı yapayımda siz arkamdan kolayları na
 
Report to moderator   Logged Logged  
  The administrator has disabled public write access.
Go to top Post Reply
Powered by Ataturk.com


chCounter: MySQL error!
SQL query:

Error number: 1046
No database selected
Script stopped.