Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir.
Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip
alamamıştır ve alamaz.
1922 (Atatürkün S.D. II s. 66)
Camiler,
birbirimizin yüzüne bakmaksızın
yatıp kalkmak için yapılmamıştır.
Camiler itaat ve ibadet ile beraber
din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek,
yani
danışmak için
yapılmıştır.
1923 (Atatürkün S.D II s.94)
Bir fikri daha düzeltmek isterim.
Milletimizin içinde gerçek din alimleri,
alimlerimiz içinde
milletimizin gerçekten iftihar edebileceği
din bilginlerimiz vardır.
Fakat bunlara mukabil
ilmi kıyafet altında ilim gerçeğinden uzak,
gereği kadar okuyup öğrenmemiş
ilim yolunda değeri kadar ilerleyememiş
hoca kıyafetli cahiller de vardır.
Bunların ikisini birbirine karıştırmamalıyız.
1923 (Atatürkün S.D II s.144)
Nasıl ki her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahipleri yetiştirmek
lazım ise,
dinimizin felsefi gerçeğini inceleme, araştırma ve öğretme
bakımından
ilmi ve fenni kudrete sahip olacak
seçkin ve hakiki din bilginleri yetiştirecek
yüksek müesseselere malik olmalıyız.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 90)
Efendiler...
Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz; hatta
cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat sanatkar olamazsınız.
Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim...
1930 (Sümerbank dergisi cilt:3 sayı 29 1963)
Elini öpmek isteyen tiyatro sanatçılarına söylemiştir:
- Sanatkar el öpmez: sanatkarın eli öpülür.
(Vasfi Rıza Zobu, O Günden Bu Güne, s. 323)
24 Temmuz 1922 akşamı Konyada General Townshend şerefine
verdikleri ziyafette, sofradan kalkılacağına yakın kolundaki saati
çıkararak Generale dedi ki:
- Bu saati bana Anafartalarda bir Türk askeri, ölen bir İngiliz
subayının kolundan çıkardığını söyleyerek, getirdi.
Saatin arkasında subayın künyesi yazılıdır
Bu subayın ailesini arattımsa da bulamadım.
İngiltereye döndüğünüzde ailesini bulur ve saati verirseniz
çok memnun olurum.
1922 (Yücel Mecmuası, Ondan Hatıralar, cilt

VI sayı: 91-92-93,
1942 s. 15)
Kurtdereli Mehmet Pehlivana yazdığı mektup:
Seni Cihanda büyük ün almış bir Türk pehlivan tanıdım. Parlak
başarılarının sırrını şu sözlerle izah ettiğini de öğrendim:
Ben her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve
millet şerefini düşünürüm.
Bu dediğini, en az, yaptıkların kadar beğendim. Onun için
senin bu değerli sözünü Türk sporcularına bir meslek
prensibi olarak kaydediyorum.
Bununla senden ve sözlerinden ne kadar çok memnun olduğumu
anlarsın.
(Tarih Iv, Türkiye Cumhuriyeti, Haz: T.T.T.C s. 268) 1931
... HİÇ KUŞKUSUZ O (ALLAH) BÜYÜKLÜK TASLAYANLARI SEVMİYOR.
(Nahl suresi 23. ayet)
Peygamberimiz, tilmizlerine dünya milletlerine İslamiyeti
kabul ettirmelerini emretti.
Bu milletlerin hükümeti başına geçmelerini emretmedi.
Peygamberin zihninden asla böyle bir fikir geçmemiştir.
1923 (Atatürkün S.D. III, s.69)
Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır.
İyi dinleyiniz nasihatim budur ki,
içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve
benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır.
İlk önce kafası kırılacak adam budur.
Mensup olduğum Türk Milletinin şan ve şerefi varsa,
benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır.
Asla başka değilim.
1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s 304)
Yaşaması ve muzaffer olması gereken değersiz şahıslarımız
değil,
milli kurtuluşu temin edecek olan
fikirlerdir.
1919 (Mazhar Mufit Kansu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber, Cilt: 1, s.
203)
Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık
yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman
koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran
Meclisimizin yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker
sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan
dolayı
bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet
içindeyim.
Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem
arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve
bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum.
1922 (Atatürkün S.D. I, s.240)
Bu zaferi kazanan ben değilim.
Bunu, asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında can
veren, yaralanan kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak
Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler
kazanmıştır. Ne yazık ki onların her birinin adını Kocatepenin
sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat hepsinin ortak bir adı
vardır;
Türk askeri!...
Tebriklerinizi onların namına kabul ediyorum!...
1928 (İbrahim Necmi Dilmen, Atatürk Anekdotlar, Der: Kemal
Arıburnu, s. 120)
Şunu bir gerçek olarak biliniz ki,
şeref hiçbir vakit bir adamın değil, bütün milletindir.
Eğer yapılan işler mühimse, gösterilen muvaffakiyetler belli ise,
inkılaplar dikkati çekici ise
her fert kendini tebrik etmelidir.
Çünkü böyle büyük şeyleri ancak çok kabiliyetli olan büyük milletler
yapabilir ve
bu milletin her ferdi böyle en kabiliyetli ve büyük bir millete
mensup olduğunu düşünerek kendini tebrik etsin.
1923 (Atatürkün S.D. II, s.123)
Bütün bu muvaffakiyet yalnız benim eserim değildir ve
olamaz.
Bütün muvaffakiyet, bütün milletin azim ve imanıyla çalışmasını
birleştirmesi neticesidir. Kahraman milletimizin ve seçkin
ordumuzun kazandığı başarı ve zaferlerdir.
1928 (Atatürkün S.D. II, s.76-77)
Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerde
şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok
bahtiyarım.
Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söyleyeyim ki; benim
ordularımızı yönelttiğim hedefler, esasen ordularımın her erinin,
bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının,
azimlerinin, ülkülerinin yönelmiş olduğu hedefler idi.
1928 (Atatürkün S.D. II, s.228)
Daima, muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı
bir surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an
bile ayrı görmeyerek çalışacağım.
Milletin teveccühünü daima dayanak noktası sayarak hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.
1923 (Nutuk II, s.814-815)
Efendiler! Size şunu söyleyeyim ki, inkılapçı Türkiye Cumhuriyetini
benim şahsımla var zannedenler çok aldanıyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti; her manası ile, büyük Türk milletinin öz
ve aziz malıdır. Kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek,
ebediyen yaşayacaktır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk 1965 s. 67-68)
Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı
siyasi, sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir.
Sizsiniz. Bu istidat ve gelişme mevcut olmasaydı, onu yaratmaya
hiçbir kuvvet ve kudret kafi gelemezdi.
1925 (Atatürkün B.N., s. 92)
Fikir hazırlıkları, seferberlikte asker toplamak için olduğu gibi davul
zurna ile temin
edilemez. Fikir hazırlıklarında
gösterişsiz çalışmak,
kendini silmek,
karşısındakine samimi bir kanaat ilham etmek lazımdır.
1919 (Falih Rıfkı Atay, Atatürkün B.K. s. 97)
En büyük hakikatler ve ilerlemeler, fikirlerin serbest ortaya
konması ve karşılıklı alınıp verilmesi ile meydana çıkar ve
yükselir.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün el yazıları, s. 473)
Fikir akımları, zor ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez;
bilakis takviye edilir.
Buna karşı en müessir çare, gelen fikir akımına, karşı fikir akımı
vermek,
fikre fikirle mukabele etmektir.
1921 (G.C.Z. cilt: 1 s.333)
Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar
milli noktadan fazilete sahip değildir.
Mesela hakikaten askeri kudret sahibi olan, Moskovaya kadar giden,
yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten
Napolyonu düşününüz.
Onun hareketleri
Fransız milletinin hakiki ve milli menfaatlerine değil,
kendi cihangirane emellerini tatmin içindi.
Bunu tatmin için Fransanın milyonlarca seçkin evladını eritti ve
nihayet hepinizin bildiğimiz akıbete uğradı. Bizim Osmanlı
tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan
tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 161)
Napolyon taç ve şeref peşinde koşan bir maceracıdır.
Bismark ise tacidara hizmet eden bir insandır.
Bunlarla şahsımın mukayese edilmesini kabul etmem.
1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s.304)
Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir
şey değildir.
(Mahmut Esat Bozkurt Yakınlarından Hatıralar s.95)
Millet sevgisi kadar büyük mükafat yoktur.
İstiklal Harbinde benim de milletime ettiğim bir takım
hizmetler olmuştur, zannederim.
Fakat, bunlardan hiçbirini kendime mal etmedim.
Yapılanın hepsi milletin eseridir, dedim;
aranacak olursa,
doğrusu da budur.
(Muzaffer Göker, T.T.K. Belleten, cilt 3 sayı 10 1939 s.388)
Arkadaşlarından birinin
Allah sana çok ömürler versin. Yoksa vah bu milletin
haline!
demesi üzerine verdiği cevap:
Bu sözünüz beni çok müteessir etti! Düşmanlarımız da böyle
söylüyor, onlar da Ölsün de kurduğu eser mahvolsun demiyorlar
mı? Ve bunu beklemiyorlar mı?
Niçin böyle düşünüyorsunuz?
Her şeyi niçin bana mal etmek istiyorsunuz?
Ben bir eser vücuda getirdimse milletimin kudret ve
kuvvetine ve ondan aldığım ilhama dayanarak yaptım.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri s.118)
Büyük hadiseleri, yapılan işleri
bir ferde mal etmek
milletin hakkına saygısızlık ifade eden bir görüş tarzı olur.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri s.51)
En iyi fertler
kendinden ziyade
mensup olduğu toplumu düşünen,
onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren
insanlardır.
1930 (Ayın Tarihi, Cilt: 24 sayı: 82-83 1931)
Tarih Kongresinin sonunda Marmara köşkünde verilen çayda
öğretmenlerden birinin Atatürke Paşam! Birçok Avrupalı
muharrirler yazdıklarında, eserlerinde sizi diktatör diye
vasıflandırıyorlar.
Buna ne buyurursunuz? sorusuna verdiği cevap:
- Ben diktatör değilim
ve heveslisi de olmadım.
Benim diktatör olmadığıma şuradan hüküm veriniz,
ben diktatör olsaydım siz bana bu suali soramazdınız!
1931 (Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri s. 116)
Cumhuriyet Halk Partisinin daimi başkanlığının teklif edilmesi
münasebetiyle söylediği söz:
- Milletin sevgi ve güvenini kaybetmediğim müddetçe tekrar
seçilirim; milletin reyi esastır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetlere 1965 s.72)
İzmirde bir toplantı esnasında yaptığı konuşmadan:
Efendiler, ben şimdi burada hazırlanmış bir nutuk verecek değilim.
Maksadım halkça, kardeşçe konuşmaktır. Bu dakikadaki
muhatabınız, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan
değildir. Sade bir mebus ve sizi çok seven bir hemşeriniz Mustafa
Kemaldir. Bu sebeple benden neler öğrenmek istiyorsanız serbest
olarak sormanızı rica ederim.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 84)
Kendisine
Büyük Atatürk diye hitap ettikleri vakit söylediği söz:
- İsmime böyle riyakar kelimeleri karıştırmayınız.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 117)
Ben esasen saraylardan hoşlanmam.
Devlet Reisi olmak mecburiyetiyle
İstanbula geldiğim zaman
Dolmabahçe denilen soğuk bir yerde otururum.
Ben orada rahatsız otururum.
Ben bir evde oturmaktan, daha rahat ederim.
(Hasan Cemil Çambel, Dünya gazetesi, 30.8.1952)
Annesi için yaptırılan mermer sandukalı ve uzun kitabeli kabrin
fotoğrafını gördükten ve kitabede
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa
Hazretlerinin valide-i muhteremleri Zübeyde
Hanımefendinin..
diye başlayan cümleyi okuduktan sonra Genel Sekreteri Hasan Rıza
Soyaka söyledikleri:
- İlk fırsatta İzmire gidersin, bu sandukayı ve kitabeyi
kaldırtırsın,
dağdan iki büyük ve uzun taş getirtirsin, birini olduğu gibi bir temel
üzerine tespit ettirir, diğerini başka tarafına diktirirsin ve bunun bir
yerini biraz düzelttirerek Atatürkün anası Zübeyde
burada gömülüdür diye yazdırırsın,
altına da ölüm tarihini koydurursun,
yeter.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetleri, 1965, s. 10)
(Bu mezar, Atatürkün arzusuna uyularak değiştirilmiş ve
tarif ettiği şekilde yapılmıştır)
Ben diktatör değilim.
Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar; evet, bu doğrudur. Benim
arzu edip de yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü,
ben zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem.
Ben diktatör, diğerlerini iradesine boyun eğdirendir.
Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek
isterim.
Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisinden
sorunuz. Korku üzerine hakimiyet kurulamaz. Toplara dayanan hakimiyet devamlı olmaz.
1930 (Ayın Tarihi, II, 73, 1930)
Bizim yüzümüz, her zaman temiz ve pak idi ve daima temiz
ve pak kalacaktır.
Yüzü çirkin, vicdanı çirkinliklerle dolu olanlar,
bizim vatanseverce, vicdanlıca ve namusluca hareketlerimizi
küçük ve çirkin ihtirasları yüzünden,
çirkin göstermeye kalkışanlardır.
1923 (Nutuk II s. 882)
Milletin şahıslara, kendini unutacak ve kendini kaptıracak
kadar tutkun olması, iyi netice vermez.
Bunun tarihte misalleri çoktur.
1930 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B. s. 265)
Şu ve bu tarzda, birtakım kuş beyinli kimselere kendinizi
beğendirmek hevesine düşmeyiniz, bunun hiçbir kıymeti ve
ehemmiyeti yoktur. Eğer şunun, bunun güler yüz
göstermesinden kuvvet almaya tenezzül ederseniz, halinizi
bilmem, fakat geleceğiniz çürük olur.
1908 (Mustafa Baydar, Atatürkle Konuşmalar, s. 101)
Millete efendilik yoktur;
hizmet etme vardır.
Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur.
1921 (Atatürkün S.D. I s. 195)
Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz,
daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.
Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir.
Kanaatinle, imanınla, itaatinle, hiçbir korkunun yıldıramadığı demir
gibi temiz kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için
gönül borcumu ve teşekkürümü söylemeği nefsime en aziz
bir borç bilirim.
1921 (Atatürkün T.T.B. IV s. 414)
Bayrak, bir milletin bağımsızlık alametidir. Düşmanın da olsa hürmet
etmek lazımdır.
(Muzaffer Kılıç, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, III Der: N. A. Banoğlu s. 12)
Muvaffakiyetlerde gururu yenmek,
felaketlerde ümitsizliğe mukavemet etmek lazımdır.
(Afet İnan Atatürk Hakkında H.B. s. 90)
Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir.
Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve
hissediyorsanız
bu kafidir.
1929 (Ayın Tarihi cilt: 20 sayı: 65 1929)
Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların
buhranları ve felaketleri arasında da
bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatımı, her
nevi şahsi duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına
feda etmekten zevk duymayayım.
Gerek askeri hayatımın ve gerek siyasi hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket prensibim, milli iradeye dayanarak milletin ve vatının muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.
1920 (Atatürkün S.D. I s. 61)
Pekala bilirsiniz ki
benim bütün hayatımda
bu ana kadar
güttüğüm gaye
hiçbir vakit kişisel olmamıştır.
Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem
daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine
olmuştur.
Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne
almamışımdır.
1914 (Atatürkün Özel Mektupları Sadi Borak s. 40)
Memleket ve milletin kurtuluşu ve saadeti için çalışmaktan
başka bir maksadım yoktur.
Bu, bir insan için kafi bir sevinç ve haz temin eder.
1925 (Atatürkün S.D. s. 209)
Bana methetme sözlerini bırakınız;
gelecek için neler yapacağız,
onları söyleyin.
(Afet İnan Atatürkün B.N.M. s. 37)
Benim ihtiraslarım var,
hem de pek büyükleri;
fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek
veya
büyük paralar elde etmek gibi maddi emellerin tatminiyle
ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini
vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da
gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını
verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum.
Bütün hayatımın prensibi bu olmuştur.
Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu
muhafaza edeceğim.1914 (Atatürkün Özel Mektupları Sadi Borak s. 22)
Allah bilir,
hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten
başka vicdani bir emel edinmedim.
Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel
ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat
lüzumuna çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti
ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı göstermişti. Fakat
zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikri hakikatleri
kabulünden çekinilse dahi-
uygulattırır.
1912 (Atatürkün Özel Mektupları Sadi Borak s. 11)
Mal ve mülk bana ağırlık veriyor.
Bunları asil milletime geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum.
Zenginlikten ne çıkar. İnsanın serveti kendi manevi
şahsiyetinde olmalıdır.
1937 (Rukneddin Fethi Olcaytuğ Atatürk Hakkında Düşünce ve
Tahliller, 1943 s. 44)
Arkadaşlarımız ve milletin bütün efradı gibi,
milli davamızda benim de emeğim geçmiş ise
de, bu çalışmada icraat kuvveti ve muvaffakiyet varsa
bunu şahsıma atfetmeyiniz.
Ancak ve ancak bütün milletin manevi şahsiyetine atfediniz.
Ben milletin bu yüksek, manevi şahsiyeti içinde
bir naçiz fert olmakla bahtiyarım.
Efendiler,
millet bütünüyle manevi bir şahıs halinde ve bir birleşmiş
kütle şeklinde belirdi
ve bu yüce birliği muhafaza ederek ona düşman olanları ortadan
kaldırdı.
1923 ( Atatatürkün S.D. II s.115)
Milletimle
yakından ve gösterişten uzak
karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam.
Her ne vakit milletimin karşısında kendimi görsem,
her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne
baksam,
oradan ruh ve vicdanıma gelen nur,
benim için en kıymetli bir ilham ve feyiz alevi oluyor!
1923 (Gazi ve İnkılap Mahmut Soydan Milliyet gazetesi 7. 2.1930)
Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim vatandaşlarımdan
gördüğüm itimat ve destektir. Bütün vazifelerimde manevi,
vicdani olan
en büyük endişem
emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat
etmektir.
1927 (Atatürkün T.T.B. IV s. 532)
Benim için dünyada en büyük mevki ve mükafat milletin bir ferdi
olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak
etmiş ise, şükür ve hamtlar ederim.
Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin
hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.
1923 ( Atatürkün S.D. II s. 129)
Atatürk bizden biridir.
1935 (Şükrü Kaya, Türk Kadını Dergisi, Sayı: 6 1966, s. 7)
Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır.
İyi dinleyiniz nasihatim budur ki,
içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve
benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır.
İlk önce kafası kırılacak adam budur.
Mensup olduğum Türk Milletinin şan ve şerefi varsa,
benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır.
Asla başka değilim.
1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s 304)
Ben zannediyorum ki,
millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip değilim.
Bende fazla teşebbüs görüldüyse bu benden değil, milletin
bileşkesinden çıkan bir teşebbüstür.
Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdani eğilimleriniz bana
dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki
teşebbüslerin hiçbiri olmazdı.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 159)
Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek,
her şeyi milletin bir ferdinin şahsiyetinde birleştirmek,
geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun
meselelerinin aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun
tek bir şahsiyetinden beklemek
elbette ki layık değildir.
Elbette ki lazım değildir.
1925 (Atatürkün M.A.D. s. 19)
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim.
Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak
kudretinde olmayan bir adamım.
Çünkü ben bir halk adamıyım.
Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim.
Yanlışım varsa halk beni yalanlar.
Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni
yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi 20.3.1937)
Saltanatın hilafetten ayrılması konusunda
Meclisteki hocaların kendisine padişahlık ve halifelik teklif
etmeleri hakkında
ki hususi sohbetinden:
Bu hocalar başımda yeşil bir sarık, yüzümde uzun bir sakal, geniş bir
cübbe içinde, elimde bir tespih beni öbür dünya ile ilgili bir adam
yapmak istediler.
Şaşılacak bir şey varsa;
bunların kalın kafaları beni hala anlamamıştır.
(Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s. 345)
Birçok zaferler kazandım.
Fakat bunların en büyüğünden sonra bile
her akşam, savaş anlarında ölen bütün askerleri düşünerek
içimde derin bir keder duyuyorum.
(George Benneb, Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi, s. 33)
Bir sohbet esnasında Fransız Büyükelçisine söylemiştir:
- Parisi çok görmek istiyorum; ama büyük törenlerle
karşılanacağım Parisi değil. Ben Parise dünyanın bu güzel
şehrine, operalarını, tiyatrolarını, revülerini, zarif kadınlarını
bir daha görmek için gitmek isterim. Dedim ya, gençlik hatıralarımı tazelemek için... Böyle olunca da kendini tanıtmayarak belli olmadan gitmek isterim. Yoksa törenlerle karşılanmak için değil.
(Cevat Dursunoğlu, Son Havadis gazetesi, 10.11.1955 s. 3)
Benim gözümde hiçbir şey yoktur,
ben yalnız liyakat aşığıyım.
(Yusuf ziya Özer T.T.K. Belleten,, Sayı: 10 1939 s. 286)
Hiçbir zaman
şahsi gücenikliklerimi
birtakım
menfi teşebbüslerle tatmine kalkmak adiliğine tenezzül
etmem.
1914 (Atatürkün Özel Mektupları, Sadi Borak, s. 40)
Düşmanları hakkında söylemiştir:
Ben onları affederim,
çünkü kalbim vardır.
Onlar beni affetmezler,
çünkü kalpsizdirler.
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969 s. 532)
EY İMAN SAHİPLERİ! YAPMAYACAĞINIZ ŞEYİ NEDEN SÖYLÜYORSUNUZ? YAPMAYACAĞINIZ ŞEYİ SÖYLEMENİZ, ALLAH KATINDA BÜYÜK BİR GÜNAHTIR.
(Saff suresi 2 ve 3. ayetler)
Benim yaptıklarım birbirine bağlı ve lüzumlu işlerdir.
Bana yaptıklarımdan değil yapacaklarımdan sorunuz!
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 119)
Biz daima hakikat arayan
ve
onu buldukça, ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret
gösteren
adamlar olmalıyız.
1931 (Sümerbank Dergisi, Cilt: 3 sayı: 29 1963 s. 184)
Bizim halkımız çok temiz kalpli, çok asil ruhlu, ilerlemeye çok
kabiliyetli bir halktır. Bu halk eğer bir defa karşısındaki kimselerin
samimiyetle kendilerine hizmet ettiklerine inanırsa her türlü hareketi
derhal kabule hazırdır.
Bunun için gençlerin her şeyden evvel millete güven vermesi
lazımdır.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 140)
Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve
hareketlerimle aldatmamış olmakla övünç duyuyorum.
1923 (Atatürkün S.D. II. s. 70)
Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar
bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler,
saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata
gelmişlerdir.
Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz...
Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden
fenalıklar
hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.
1923 (Atatürkün S.D. II s.127)
İnsanlıkta,
din hakkındaki duygu ve bilgi,
her türlü asılsız hikayelerden sıyrılarak hakiki
ilim ve teknik ışıklarıyla temizlenip mükemmel oluncaya
kadar,
din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır.
1927 (Nutuk II s.208)
Cumhuriyet Halk Partisinin daimi başkanlığının teklif edilmesi
münasebetiyle söylediği söz:
-Milletin sevgi ve güvenini kaybetmediğim müddetçe tekrar
seçilirim; milletin reyi esastır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetlere 1965 s.72)
Şu ve bu tarzda, birtakım kuş beyinli kimselere kendinizi
beğendirmek hevesine düşmeyiniz, bunun hiçbir kıymeti ve
ehemmiyeti yoktur. Eğer şunun, bunun güler yüz
göstermesinden kuvvet almaya tenezzül ederseniz, halinizi
bilmem, fakat geleceğiniz çürük olur.
1908 (Mustafa Baydar, Atatürkle Konuşmalar, s. 101)
Yemin mukaddes bir sözleşme demektir.
Namus sahibi olan bir kimse verdiği sözden dönmez.
1919 (Atatürkün S.D. III s.7)
Asla hatırdan çıkarmamalısınız:
Bizim en büyük kuvvetimizi,
bugün de yarın da
dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık
teşkil edecektir.
(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, s. 18)
Birbirimize daima hakikati söyleyeceğiz.
Felaket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima
hakikatten ayrılmayacağız.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 226)
Hayatta en fena şey riyakarlıktır.
Hakikat ne olursa olsun riyakarlar onu
temizlik ve saflık kisvesine bürünerek
saklamaya çalışırlar ki, bu büyük bir tehlikedir.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 118)
Çok namuskar olmalıdır!
Şimdiye kadar işlenen hataların en büyüğü,X
müteşebbislerimizin, münevverlerimizin, bilhassa
alimlerimizin
en büyük günahı
namuskar olmamaktır.
Milletin karşısında namuskar olmak ve namuskârane hareket
etmek lazımdır.
Milleti aldatmayacağız!
Millete, daima ve daima hakikati söyleyeceğiz.
Belki hata ederiz, yanlış şeyleri hakikat zannederiz, fakat
millet onu düzeltsin. Kendimizi kimsenin üstünde görmeye de
hakkımız yoktur Efendiler...
1923 (Gazi ve İnkılap, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi,
13.1.1930)
Gizli iş gizli kalamaz.X
Er geç meydana çıkar.
İyisi mi başından açık olun, açık açık!
(Ruşan Eşref Ünaydın, Atatürk, T. Ve D.K.H. s. 48)
Mükemmel bir kumandanı vücuda getiren şey
mükemmel ahlaktır.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El yazıları s. 112)
Fransız Büyükelçisine sohbet esnasında söylemiştir:
Ben toprak büyütme dileklisi değilim;
barış bozma alışkanlığım yoktur;
ancak antlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim.
Onu almasam, edemem.
Büyük Meclisin kürsüsünden milletime söz verdim:
Hatayı alacağım...
Milletim benim dediğime inanır.
Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam,
yerimde kalamam.
Ben şimdiye kadar yenilmedim,
yenilemem;
yenilirsem bir dakika yaşayamam.
Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek
benim dostluğumu lütfen bildiriniz ve doğrulayınız.
1937 (Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, Hatıralar s. 5-6)
Bir kurumun yaşaması, gelişmesi, muvaffak olması
o kurumun başına geçenlerin
iyi huylu, dürüst, imanlı kişiler olmasına bağlıdır.
1933 (Akşam gazetesi 27.8.1933)
Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak,
bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda
hissetmekten
ve
ödemekten hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz.
1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber, cilt: I s. 160)
Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim vatandaşlarımdan
gördüğüm itimat ve destektir. Bütün vazifelerimde manevi,
vicdani olan
en büyük endişem
emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat
etmektir.
1923 (Atatürkün T.T.B. IV s. 532)
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim.
Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak
kudretinde olmayan bir adamım.
Çünkü ben bir halk adamıyım.
Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim.
Yanlışım varsa halk beni yalanlar.
Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni
yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi 20.3.1937)
... İŞLERİ / YÖNETİMLERİ, ARALARINDA BİR ŞURADIR..
(Şura suresi 38. ayet)
İnsanlar ferdi olarak çalışırlarsa muvaffak olamazlar.
Çünkü Allah insanları yaratırken onlara öyle bir muhtaçlık
vermiştir ki,
her insan hemcinsi insanlarla çalışmağa mecbur ve
mahkumdur.
Bu iştirak faaliyeti adeta bir ilahi ihtiyaç olunca, maksatları
birleştirmenin nasıl zaruret olduğunu kolayca anlarız.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 125)
En büyük hakikatler ve ilerlemeler, fikirlerin serbest ortaya
konması ve karşılıklı alınıp verilmesi ile meydana çıkar ve
yükselir.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün el yazıları, s. 473)
Efendiler! Millet bizi buraya gönderdi. Fakat ömrümüzün sonuna
kadar
biz burada ve bu milletin idaresini ve egemenliğini miras
kalmış mal gibi temsil etmek için toplanmış değiliz
ve sizi toplamak ve dağıtmak kudretine hiç kimse sahip değildir.
Millet bilmelidir ki, bir günde vekillerini toplar ve gönderir.
Burayı hiçbir kimsenin kayıt ve şarta bağlamaya hak ve
salahiyeti yoktur ve olmamalıdır.
1921 (Devre: I, İçtima: 2, Toplantı: 120, 1. T.B.M.M Zabıt
Cerideleri, 1958)
Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman Devleti tesis eden
ve bunların hepsini hadiselerle tecrübe eyleyen Türk milleti bu defa
doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı.
Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliğini bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti.
İşte o Meclis, Yüce Meclisinizdir, Türkiye Büyük Millet Meclisidir
ve bu egemenlik makamının hükümetine Türkiye Büyük Millet
Meclisi Hükümeti derler. Bundan başka bir saltanat makamı, bundan
başka bir hükümet heyeti yoktur ve olamaz.
1922 (Nutuk III, s. 1250)
Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerde
Şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok
bahtiyarım.
Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söyleyeyim ki; benim
ordularımızı yönelttiğim hedefler, esasen ordularımın her erinin,
bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının,
azimlerinin, ülkülerinin yönelmiş olduğu hedefler idi.
1928 (Atatürkün S.D. II, s.228)
Demokrasi prensibinin en asri ve mantıki tatbikini temin
eden hükümet şekli, cumhuriyettir.
1930 (Afet İnan, Atatürkün el yazıları, s. 410-411)
Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır.
Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
Her kanaat bizce muhteremdir.
Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lazımdır.
1923 (Atatürkün S.D. III, s.71)
Cumhuriyet ahlaki fazilete dayanan bir idaredir.
Cumhuriyet fazilettir.
Sultanlık korku ve tehdide dayanan bir idaredir. Cumhuriyet idaresi,
faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide
dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aradaki
fark bunlardan ibarettir
1925 (Atatürkün S.D. II, s.231)
Türk milletinin tabiat ve adetlerine en uygun olan idare,
Cumhuriyet idaresidir.
1924 (Atatürkün S.D. III, s.74)
Daima, muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı
bir surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an
bile ayrı görmeyerek çalışacağım.
Milletin teveccühünü daima dayanak noktası sayarak hep beraber
ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer
olacaktır.
1923 (Nutuk II, s.814-815)
Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar
milli noktadan fazilete sahip değildir.
Mesela hakikaten askeri kudret sahibi olan, Moskovaya kadar giden,
yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten
Napolyonu düşününüz.
Onun hareketleri
Fransız milletinin hakiki ve milli menfaatlerine değil,
kendi cihangirane emellerini tatmin içindi.
Bunu tatmin için Fransanın milyonlarca seçkin evladını eritti ve
nihayet hepinizin bildiğimiz akıbete uğradı. Bizim Osmanlı
tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan
tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 161)
Napolyon taç ve şeref peşinde koşan bir maceracıdır.
Bismark ise tacidara hizmet eden bir insandır.
Bunlarla şahsımın mukayese edilmesini kabul etmem.
1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s.304)
Biz ne Bolşevikiz, ne de Komünist; ne biri , ne diğeri olamayız.
Çünkü,
biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız.
Hülasa, bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat
hükümetidir.
Ve dilimizde bu hükümet halk hükümeti diye anılır.
Bu hükümet doğrudan doğruya milletin arzularını tatmine
hizmet eder ve millet ve memleketin idaresine bizzat
sahiptir.
Bu itibarla kendi mukadderatını kendisi tayin eder.
İdari teşkilatlarımızın hepsinde tatbik edilecek olan usul de
budur.
1922 (Atatürkün S.D. III s.51)
Hutbe demek halka hitabetmek, yani söz söylemek demektir.
Hutbenin manası budur.
Hutbe denildiği zaman bundan bir takım kavram ve manalar
çıkarılmamalıdır.
Halkı, genel durumdan haberdar etmek son derecede
ehemmiyetlidir. Çünkü
her şey açık söylendiği zaman halkın
beyni çalışma halinde bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve
milletin zararına olan şeyleri reddederek
şunun ve bunun arkasından gitmeyecektir.
Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir dilde olması ve onların
da bugünkü gerek ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife
ve Padişah namını taşıyan müstebitlerin arkasından köle gibi
gitmeye mecbur etmek içindi.x
Hutbeden maksat ahalinin aydınlanması ve doğru yolun
gösterilmesidir.
Başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin sene evvelki hutbeleri
okumak insanları bilgisizlik ve gaflet içinde bırakmak demektir.
Hutbe okuyanların her halde halkın kullandığı dille görüşmesi
gereklidir.
Geçen sene Millet Meclisinde söylediğim bir nutukta demiştim ki
Minberler, halkın beyinleri, vicdanları için bir verim kaynağı,
bir nur kaynağı olmuştur.
Böyle olabilmek için minberlerden aksedecek sözlerin
bilinmesi ve anlaşılması, teknik ve ilim gerçeklerine uygun
olması lazımdır.
Hutbe okuyanların siyasi durumu, toplumsal ve medeni
durumu her gün takip etmeleri zorunludur.
Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış öğretilmiş olur. Bundan
ötürü
hutbeler tamamen Türkçe ve zamanın gereklerine uygun
olmalıdır ve olacaktır.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 95-96)
Büyük hadiseleri, yapılan işleri
bir ferde mal etmek
milletin hakkına saygısızlık ifade eden bir görüş tarzı olur.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri s.51)
Camiler,
birbirimizin yüzüne bakmaksızın
yatıp kalkmak için yapılmamıştır.
Camiler itaat ve ibadet ile beraber
din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek,
yani
danışmak için
yapılmıştır.
1923 (Atatürkün S.D II s.94)
Fertlerin hürriyeti, devletin hakimiyet ve iradesinin
korunmasına bağlıdır.
Devlet iradesi felç olursa fertlerin hürriyetini muhafaza
edecek hiçbir kuvvet ve vasıta kalmaz.
Bundan ötürü hürriyeti yalnız bir taraflı değil, her iki taraflıx
düşünmek lazımdır.
Ferdi hürriyetler mukaddestir.
Bunların korunması için daima çalışılır.
Fakat bu çalışmada devletin kuvveti, otoritesi hiçe sayılırsa
-farzımuhal olarak belki bu hiçe indirilebilir- ancak
bu takdirde bu gibi insanların nihayet mutlaka başka bir
devletin otoritesi altına girmek aşağılığına düşeceklerini,
yabancı bir devletin otoritesinin esaret zincirlerini kendi
elleriyle boyunlarına takmaya mecbur olacaklarını
hatırdan çıkarmamak lazımdır.
1931 (Vakit gazetesi, 19.2.1931)
Cumhuriyet Halk Partisinin daimi başkanlığının teklif edilmesi
münasebetiyle söylediği söz:
- Milletin sevgi ve güvenini kaybetmediğim müddetçe tekrar
seçilirim; milletin reyi esastır.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetlere 1965 s.72)
İzmirde bir toplantı esnasında yaptığı konuşmadan:
Efendiler, ben şimdi burada hazırlanmış bir nutuk verecek değilim.
Maksadım halkça, kardeşçe konuşmaktır. Bu dakikadaki
muhatabınız, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan
değildir. Sade bir mebus ve sizi çok seven bir hemşeriniz Mustafa
Kemaldir. Bu sebeple benden neler öğrenmek istiyorsanız serbest
olarak sormanızı rica ederim.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 84)
Biz keyfi hareket etmeyiz.
Müstebit asla değiliz.
Hayatımız, bütün faaliyetimiz memleket işlerinde keyfi ve
müstebitçe hareket edenlere karşı mücadele ile geçmiştir.
Bizim akıl, mantık, zeka ile hareket etmek belli özelliğimizdir.
Bütün hayatımızı dolduran vakalar bu hakikatin delilidirler.
Memleket ve millet işlerinde şahıslarıyla, yaptıklarıyla,
fikirleriyle zararlı olmak vaziyetine düşenlere karşı zaman
zaman direndiğimiz olmuştur.
Milleti hakiki düzelme yolunda yürümektin mene çalışmak
isteyenlere sert ve amansız olmak istidadındayız.
Toplumsal düzenimizi, bilerek veya bilmeyerek bozucu
kimselere müsaade edemeyiz; bunlar doğrudur.
Bizden bu hususta sükunet ve tarafsızlık isteyenleri tatmin
edemiyorsak, bunun sebebi, memleket ve millet menfaatini
her şeyin üstünde gördüğümüzdür.
(Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, s. 88-89) 1925
Milletin şahıslara, kendini unutacak ve kendini kaptıracak
kadar tutkun olması, iyi netice vermez.
Bunun tarihte misalleri çoktur.
1930 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B. s. 265)
Birbirimize daima hakikati söyleyeceğiz.
Felaket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima
hakikatten ayrılmayacağız.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 226)
Gizli iş gizli kalamaz.
Er geç meydana çıkar.
İyisi mi başından açık olun, açık açık!
(Ruşan Eşref Ünaydın, Atatürk, T. Ve D.K.H. s. 48)
Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır.
Alelade politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 224)
Milleti, aklımızın ermediği, yapmak kudret ve kabiliyetini
kendimizde görmediğimiz hususlar hakkında kandırarak
geçici teveccühler elde etmeye tenezzül etmeyiz. Millete, adi
politikacılar gibi yalancı vaatlerde bulunmaktan nefret
ederiz.
1925 (Sadi Borak, Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk s. 87)
Vatandaşlar! Vatanınızda herhangi bir şahsı, istediğinizi
sevebilirsiniz! Kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi,
evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz. Fakat bu sevgi
sizi, milli mevcudiyetinizi bütün sevgilerinize rağmen
herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sebep
olmamalıdır. Bunun aksine hareket kadar büyük hata olamaz.
1925 (Atatürkün M.A.D. s. 20)
Bence muhalefet hürmete değerdir.
Çünkü o da bir araştırma, bir görüş sonucudur.
Fakat edilecek itirazlar anlayışlı ve uygun ve meşru sebeplere
dayanmazsa muhalefet değersiz olur.
1919 (Atatürkün S.D. III s. 7)
Bağımsız seçilmiş milletvekillerinin tenkitlerinden şikayet edilmesi
üzerine söyledikleri:
Elbette konuşacaklar, elbette tenkit edecekler.
Biz bu arkadaşların Meclise girmelerini neden teşvik ve arzu ettik!
Bir oyun olsun diye mi?
Hayır efendim; bilakis biz onları gayet ciddi bir düşünce ile, işlerimiz
hakkındaki fikir ve kanaatlerini açıkça söylesinler, yaptıklarımızı
tenkit etsinler, yani yeri boş kalan muhalefetin, bir dereceye kadar
olsun, vazifesini görsünler diye Meclise getirdik, öyle değil mi?
O halde niçin sinirleniyorsunuz, neden şikayet ediyorsunuz?
Yoksa kendinizden emin değil misiniz, icraatınızda müdafaa
edemeyeceğiniz noktalar mı var?..
Şunu açıkça söyleyeyim ki benim katiyen böyle bir endişem yoktur,
bütün yaptıklarımı her zaman, her yerde müdafaa edebilirim.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün
Hususiyetleri, 1965 s. 60)
Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasi güvenliğin gelişmesi
için, ilk ve en mühim şart,
milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde, samimi olarak
birleşmesidir.
1932 (Atatürkün S.D. I s. 357)
Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar
güzellikleri insanlar istifade etsin, varlık içinde yaşasın diye
yaratmıştır ve azami derecede faydalanabilmek için de, bütün
yaratıklardan esirgediği zekayı, aklı insanlara vermiştir.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 108)
Bazen hiç umulmadık adamdan, ben pek çok şeyler öğrenmişimdir.
Hiç bir kanaati değersiz görmemek lazımdır.
Neticede, kendi fikrimi uygulayacak bile olsam, herkesi ayrı ayrı
dinlemekten zevk alırım.
(Salih Bozok, Yakınlarının Ağzından Atatürk Yazan: Selahaddin
Güngör s. 30)
Pekala bilirsiniz ki
benim bütün hayatımda
bu ana kadar
güttüğüm gaye
hiçbir vakit kişisel olmamıştır.
Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem
daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine
olmuştur.
Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne
almamışımdır.
1914 (Atatürkün Özel Mektupları Sadi Borak s. 40)
Bana methetme sözlerini bırakınız;
gelecek için neler yapacağız,
onları söyleyin.
(Afet İnan Atatürkün B.N.M. s. 37)
Milletimle
yakından ve gösterişten uzak
karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam.
Her ne vakit milletimin karşısında kendimi görsem,
her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne
baksam,
oradan ruh ve vicdanıma gelen nur,
benim için en kıymetli bir ilham ve feyiz alevi oluyor!
1923 (Gazi ve İnkılap Mahmut Soydan Milliyet gazetesi 7. 2.1930)
Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim vatandaşlarımdan
gördüğüm itimat ve destektir. Bütün vazifelerimde manevi,
vicdani olan
en büyük endişem
emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat
etmektir.
1927 (Atatürkün T.T.B. IV s. 532)
Atatürk bizden biridir.
1935 (Şükrü Kaya, Türk Kadını Dergisi, Sayı: 6 1966, s. 7)
Ben zannediyorum ki,
millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip değilim.
Bende fazla teşebbüs görüldüyse bu benden değil, milletin
bileşkesinden çıkan bir teşebbüstür.
Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdani eğilimleriniz bana
dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki
teşebbüslerin hiçbiri olmazdı.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 159)
Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek,
her şeyi milletin bir ferdinin şahsiyetinde birleştirmek,
geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun
meselelerinin aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun
tek bir şahsiyetinden beklemek
elbette ki layık değildir.
Elbette ki lazım değildir.
1925 (Atatürkün M.A.D. s. 19)
Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim.
Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak
kudretinde olmayan bir adamım.
Çünkü ben bir halk adamıyım.
Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim.
Yanlışım varsa halk beni yalanlar.
Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni
yalanladığını görmedim.
1937 (Ulus gazetesi 20.3.1937)
Saltanatın hilafetten ayrılması konusunda
Meclisteki hocaların kendisine padişahlık ve halifelik teklif
etmeleri hakkında
ki hususi sohbetinden:
Bu hocalar başımda yeşil bir sarık, yüzümde uzun bir sakal, geniş bir
cübbe içinde, elimde bir tespih beni öbür dünya ile ilgili bir adam
yapmak istediler.
Şaşılacak bir şey varsa;
bunların kalın kafaları beni hala anlamamıştır.
(Damar Arıkoğlu, Hatıralarım s. 345)
Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var;
çocuklarını söyletmez ve dinlemezler.
Zavallılar lafa karışınca Sen büyüklerin konuşmasına
karışma der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir
hareket...
Halbuki tam tersine,
çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını
olduğu gibi, ifade etmeye teşvik etmelidir;
böylece
hem hatalarını düzeltmeye imkan bulunur,
hem de
ileride yalancı ve riyakar olmalarının önüne geçilmiş olur.
Kısacası
çocuklarımızı
artık,
düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye,
içten inandıklarını savunmaya,
buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine, saygı
beslemeye, alıştırmalıyız...
Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün Hususiyetleri,
1965 s. 79)
O HALDE, BİR İŞ VE OLUŞTAN BOŞALIR BOŞALMAZ YENİ BİR İŞE KOYULUP YORUL!
(İnşirah suresi 7. ayet)
Büyük kutsi hedefler erişilemeyecek hedeflerdir. Bu sebeple
herhangi bir hedefe erişmekle yetinmeyeceğiz.
Daima daha ilerisine varmak için çalışacağız.
1925 (Atatürkün S.D. II s.223)
Bana methetme sözlerini bırakınız;
gelecek için neler yapacağız,
onları söyleyin.
(Afet İnan Atatürkün B.N.M. s. 37)
YOKSA SEN ONLARDAN BİR ÜCRET İSTİYORSUN DA BİR BORÇ YÜZÜNDEN ONLAR, YÜK ALTINA MI GİRİYORLAR?
(Tur suresi 40. ayet)
En iyi fertler
kendinden ziyade
mensup olduğu toplumu düşünen,
onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren
insanlardır.
1923 (Ayın Tarihi, Cilt: 24 sayı: 82-83 1931
Her ne suretle olursa olsun, hizmet edenler milletten büyük
mükafatlar bekliyorlarsa katiyen doğru bir harekette
bulunmuş olmazlar. Milletten çok şey istememeliyiz.
Hizmet edenler, namus vazifelerini yerine getirmiş olmaktan
başka bir şey yapmamışlardır.
1923 (Atatürkün S.D. II s.91)
Karşı koymakta sona kalanlarımız, bir tepede hayatlarına son
verirler. Gelecekte Burada yatanlar, vatanlarını kurtarmaya
çalışanlardır
diye bir yazılı taşa sahip olabilirlerse
mükafatları, bu olur.
1920 (Fahrettin Altay, Milli Mücadele Hatıralarım; Hayat Mec. Yıl: 3,
No: 127, 1959, s. 28)
Hayatta tam zevk ve mutluluk,
ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için
çalışmakta bulunabilir.
Bir insan böyle hareket ederken,
Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı
fark edecekler mi?
diye bile düşünmemelidir.
Hatta en mesut olanlar,
hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih
edecek karakterde bulunanlardır...
1929 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El Yazıları, s. 16)
İnsanlar daima yüksek, temiz ve mukaddes hedeflere
yürümelidirler.
Bu hareket şeklidir ki insan olanın vicdanını, dimağını ve bütün
insani kavramını tatmin eder.
(Atatürkün S.D. III, s. 80) 1923
Millete efendilik yoktur;
hizmet etme vardır.
Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur.
1921 (Atatürkün S.D. I s. 195)
Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların
buhranları ve felaketleri arasında da
bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatımı, her
nevi şahsi duygularımı
milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk
duymayayım.
Gerek askeri hayatımın ve gerek siyasi hayatımın bütün devir ve
bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket prensibim,
milli iradeye dayanarak milletin ve vatının muhtaç olduğu gayelere
yürümek olmuştur.
1920 (Atatürkün S.D. I s. 61)
Memleket ve milletin kurtuluşu ve saadeti için çalışmaktan
başka bir maksadım yoktur.
Bu, bir insan için kafi bir sevinç ve haz temin eder.
1925 (Atatürkün S.D. s. 209)
Başkasına olan bir iyilik bize de iyiliktir; başkasına olan kötülük bize
de kötülüktür.
Bu sebeple iyiliği sevmek ve kötülükten kaçınmak lazımdır...
Bağlılık, bizi başkaları için müsamahakar yapar. Çünkü, başkalarının
kusurlarında bizim de istemeyerek ekseriya beraber suçlu
olduğumuzu gösterir. Hulasa,
bağlılık,
herkes, kendi için yerine herkes, herkes için
düşüncesini koyar.
Bu düşünce toplumsaldır, millidir, geniş ve yüksek manasıyla
insanidir.
1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürkün El yazmaları s.73; 529
531)
Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun.
BİR TOPLULUĞUN ÇİRKİNLİK VE KÖTÜLÜĞÜ SİZİ ADALETSİZ DAVRANMAYA ASLA İTMESİN. ADALETLİ OLUN.
Bu takvaya/korunup sakınmaya daha uygundur. Allahtan korkun. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
(Maide suresi 8. ayet)
Papa XV. Benovanın Atatürke Mektubu:
Papa Hazretleri namına mümkün olduğu kadar süratle Kafkasya,
Küçük Asya, Anadolu Hıristiyanlarının hayat, mal ve eşyalarının
emniyet altına alınması hakkında gerekli emirlerin verilmesini sahip bulundukları asil ve insaniyetkâr hissiyata güvenerek rica ve niyaz eylemek şerefiyle iftihar ediyorum. İnsaniyetin uğradığı bunca meşakkat ve eziyetlerden sonra şefkat ve merhamet sesinin her tarafta hükümran olması temenni edilir.
Atatürkün Cevabı:
... Irk ve mezhep ayırmaksızın bütün memleketimiz sakinlerinin
emniyet ve refahını temin mecburiyeti, insaniyetkarane hissiyatımızın ve
dini mübini İslamın bize emrettiği bir vecibedir...
Düşmanlarımız istila ettikleri memleketimizde her türlü
savunma araçlarından soyutlanmış olan millettaşlarımıza
karşı bugüne kadar fasılasız tahrip, yağma, katil, tehcir gibi
zulümleri işlemekte devam ettikleri halde,
Büyük Millet Meclisinin hükümet havzasına dahil bulunan bütün
gayrimüslim unsurlar, kanunlarımızın ve silahlarımızın himayesi
altında emniyete ve asayişe mazhar olarak yaşamaktadır.
(Atatürkün Bütün Eserleri, 2003:11/94 İst. Kaynar Yay. )
Ey iman sahipleri!
ÖZÜ-SÖZÜ BOZUK BİRİSİ SİZE BİR HABER GETİRDİĞİNDE, HEMEN ARAŞTIRIP İNCELEYİN/DELİL ARAYIN.
Yoksa bilgisizlikle bir topluluğu suçlar da yapmış olduğunuza pişmanlık duyar hale gelirsiniz.
(Hucurat suresi 6. ayet)
İmzasız ihbar mektubu gönderenler hakkında söylediği söz:
Samimi ve dürüst insanlar aynı zamanda medeni cesaret sahibi olur,
imzalarını saklamaya tenezzül etmezler.
Belli ki bunu yazan ahlaksız yalancının biridir.
(Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürkün Hususiyetleri 1965,s. 26)
Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır.
Alelade politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.
1925 (Atatürkün S.D. II s. 224)
Hayatta en fena şey riyakarlıktır.
Hakikat ne olursa olsun riyakarlar onu
temizlik ve saflık kisvesine bürünerek
saklamaya çalışırlar ki, bu büyük bir tehlikedir.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 118)
... O MAL VE NİMETLER SİZDEN YALNIZ ZENGİN OLANLAR ARASINDA DÖNÜP DURAN BİR KUDRET ARACI OLMASIN...
(Haşr suresi 7. ayet)
Üretim ve üretim vasıtaları bireysel vasfı kaybederek ortak
olmaktadır. Fakat onların mülkiyeti bu gelişmeye tabi olarak ortak
olamamış, bireysel ve kişisel kalmıştır. Cihan inkılabı işte bu son
gayrı tabiilikten çıktı...
Bu ihtilalin müdafaa ettiği dava şudur.
Üretim ve üretim vasıtalarını, gelişme ortak bir hale getirdi.
Bu ortak mesai ve teşkilatın menfaati da ortak olmalı, şahsi
olmamalıdır.
Hiç şüphe yok ki bu dava haklıdır.
Çünkü, üretim müesseselerinin şahıslar elinde kalması, makineler
sayesinde çoğalması lazım gelen refahı akamete uğratıyor.
Fabrikatörler çoğunlukla insanlığa faydalı olan şeyleri değil,
çok para eden maddeleri üretmeye çalışıyorlar.
Tacirler, stoklarını memleketin muhtaç bölgelerine değil, çok para
eden yerlerine taşıyorlar.
Bankaların sermayeleri, insanları sefaletten kurtaracak
zeminlerde, insanların hayrı için değil, vurgunculuğun çok
olduğu yerlerde sarrafların menfaati için işletiliyor...
(Hakimiyeti Milliye 6-8 Mart 1921)
SEVDİĞİNİZ ŞEYLERDEN İNFAK ETMEDİKÇE ZAFER VE MUTLULUĞA ASLA ULAŞAMAZSINIZ.
(Ali İmran suresi 92. ayet)
Çanakkale muharebeleri esnasında bir taarruzu durduran emrinin
son sözleri:
Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak
bilmelidir ki üzerimizde bulunan namus vazifesini tamamen
yerine getirmek için
bir adım geri gitmek yoktur.
Uyku ve istirahat aramanın, bu istirahattan yalnız bizim
değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına
sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım.
Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen
denize dökmedikçe yorgunluk işaretleri göstermeyeceklerine şüphe
yoktur.
1918 (Ruşen Eşref Ünaydın, Anafartalar Kumandanı M. Kemal ile Mülakat, 1930, s.47)
Rableri onlara cevap verdi: Ben sizden, erkek-kadın hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım. Hep birbirinizdensiniz.
GÖÇ EDENLER, YURTLARINDAN ÇIKARILANLAR, YOLUMDA İŞKENCEYE UĞRATILANLAR, ÇARPIŞIP DA ÖLDÜRÜLENLER VAR YA, ONLARIN KÖTÜLÜKLERİNİ YEMİN OLSUN ÖRTECEĞİM. VE YEMİN OLSUN Kİ ONLARI, ALLAH KATINDAN BİR KARŞILIK OLARAK, ALTLARINDAN IRMAKLAR AKAN CENNETLERE KOYACAĞIM.
Allah katındadır karşılıkların en güzeli.
(Ali İmran Suresi 195. ayet)
Geçirdiğimiz buhranlı günlerin şerefli kahramanlarını hep beraber
kutlulayalım. Onlar arasında muharebe meydanlarında düşman
silahıyla göğüsleri delinmiş bahtiyarlar olduğu gibi yangınlarda,
ateşlerde yakılmış bedbaht çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar vardır.
Onlar arasında namuslarına tecavüz edilmiş, ebediyen ağlamaya
mahkum genç kızlar da vardır. Onlar arasında yurtlarını kaybetmiş
aileler, evlatlarını gömmüş analar vardır ve yine onlar arasında
muharebedeki namus vazifesini şerefle yaparak bugün
memleketlerine dönmüş gaziler vardır.
Onlardan şehitlik şarabını içmiş olanların ruhlarına Fatihalar
sunalım.
1923 (Atatürkün S.D. I, s. 308-309)
DİNDE BASKI-ZORLAMA-TİKSİNDİRME YOKTUR.
(Bakara Suresi 256. ayet)
Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine
uymakta serbesttir.
Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif
değiliz.
Biz sadece
din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya
çalışıyor;
kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.
Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
(Asaf İlbay Anlatıyor, Yakınlarından Hatıralar, s. 102-103)
Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir.
Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep
kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika
aleti olarak kullanılamaz.
(Kılıç Ali, Atatürkün Hususiyetleri, s. 57)
İnsanlıkta,
din hakkındaki duygu ve bilgi, her türlü asılsız hikayelerden
sıyrılarak hakiki ilim ve teknik ışıklarıyla temizlenip
mükemmel oluncaya kadar,
din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır.
1927 (Nutuk II, s. 208)
Ey iman sahipleri!
HEPİNİZ TOPTAN BARIŞ İÇİNE GİRİN.
(Bakara Suresi 208. ayet)
Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasi güvenliğin gelişmesi
için, ilk ve en mühim şart,
milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde, samimi olarak
birleşmesidir.
1932 (Atatürkün S.D. I s. 357)
İnsanları mesut edecek yegane vasıta,onları birbirlerine
yaklaştırarak,
onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi
ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya
barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu,
ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak
olmasıyla mümkün olacaktır.
(Atatürkün S.D. II s. 273) 1930
...HAKSIZ YERE SALDIRMAYIN/ÇARPIŞMADA ZULME SAPMAYIN. ÇÜNKÜ ALLAH, SINIR TANIMAZ AZGINLARI SEVMİYOR.
(Bakara Suresi 190. ayet)
Mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti harbe sürüklemek taraftarı
değilim. Harp zaruri ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur: Milleti
harbe götürünce vicdanımda acı duymamalıyım.
Öldüreceğiz diyenlere karşı,
Ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz.
Lakin, millet hayatı tehlikeye uğramadıkça, harp bir
cinayettir.
1923 (Atatürkün S.D. II s. 124)
RABBİMİZ, HİÇ KUŞKUSUZ SEN
BİZİM GİZLEDİĞİMİZİ DE
BİLİRSİN,
AÇIĞA VURDUĞUMUZU DA.
NE YERDE NE DE GÖKTE,
HİÇBİR ŞEY ALLAHA GİZLİ
KALMAZ.
( İbrahim suresi 38. ayet)
Gizli iş gizli kalamaz. Er geç meydana çıkar.
İyisi mi başından açık olun, açık açık!
(Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk, T. Ve D.K.H., s. 48)
ÖLÇTÜĞÜNÜZ ZAMAN TAM VE DÜRÜST ÖLÇÜN. HİLESİZ TERAZİYLE TARTIN.
Bu, hem hayırlı hem de sonuç bakımından güzeldir.
(İsra suresi 37. ayet)
Ticarette çok kazanmak değil, sağlam ve temiz kazanmak
kuralı hakimdir.
(Cumhuriyet gazetesi, 25.7.1931)
Tüccar, milletin emeği ve üretimi kıymetlendirilmek için,
eline ve zekasına güvenilen ve bu güvene liyakat göstermesi
gereken adamdır.
(Atatürkün K.A.N., s.14) 1937)
BİZE ANLATILMAYAN ATATÜRK
Araştırmacı Yazar
Prof. İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI
Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal Atatürk dünya döneminin
liderleri içerisinden 21. yüzyıla geçebilen tek liderdir.
Üstelik diğer liderler kendi halkları tarafından yok edilmenin acısını
yaşamışken, o hala halkının ve dünyanın nabzında en büyük
canlılığıyla, sevgisiyle, saygısıyla hala yaşayabilen dünyadaki tek
lider.
Önemli olanda sanırım, yaşarken ölmek değil, öldükten sonra da bu
kadar uzun süre canlı kalabilmeyi başarmak değil midir?
Atatürkü biz hep tarihe mal olmuş yönleriyle tanıdık. Asker Atatürk
ya da devlet adamı Atatürk olarak.
Bu verdiğim örnek dünyada tek olan örnektir. Zaten herhalde bir
başkasına da rastlamamız mümkün değil.
En büyük düşmanı, hani şu ordularını denize döktüğü
düşmanı, Yunan başkomutanı Trikopis. Hiçbir zorlama
olmadan, hiçbir baskı olmadan her Cumhuriyet bayramı Atinadaki Türk büyükelçiliğine gidiyor Trikopis. Atatürkün
resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor.
Böyle bir saygıyı en büyük düşmanında uyandırabilen bir Mustafa Kemal.
&
Yıl 1938, General McArthurun en zor, en problemli, en buhranlı
dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye
döner ve aynen şöyle der:
Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemali
görmek için neler vermezdim
&
Yıl 1938. Bir İranlı şair bir Tahran gazetesine ölümü üzerine bir şiir
yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Diyor ki;
Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir
&
Yıl 1976. UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki bir
cümleyi sizlere okumak istiyorum.
Diyor ki;
Bu gün UNESCOnun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim
babası Mustafa Kemaldir.
Öneri nedir?
Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, bunu 152 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir.
Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler;
Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?
Rus delegesi ayağa fırlar ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle
söyler.
Genç delege arkadaşıma hatırlatmak isterim ki Atatürk öyle
dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her
ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız
Sonra ne mi olur?
UNESCO tarihinde ilk ve tekdir. Hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy
yok 152 ülke o metne imza atar...
Hani İsveç delegesi demişti ya ne yani diye
O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen
şunları söyler.
Ben Atatürkü inceledim, bütün ülkelerden özür diliyorum.
İlk imzayı ben atıyorum.
İşte o muhteşem belge diyor ki;
Atatürk kimdir;
Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi,
olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı,
sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder,
insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü,
bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk
ayrımı göstermeyen
eşi olmayan devlet adamı,
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu
&
Haitiye baktım haritada bir kutup kadar uzak ülke...
Hadi gelin Haitiye gidelim...
Yıl 1996
Haiti Cumhurbaşkanı o yıl ölür!!!
Bir vasiyet bırakmıştır. 1996 da öldüğünde vasiyeti açılır.
Vasiyetinde mezar taşına yazılması için bir metin bırakmıştır...
Haiti Cumhurbaşkanının bugün mezar taşında yazan hitabeyi sizlere okumak istiyorum.
Diyor ki;
Bütün ömrüm boyunca Türkiyenin lideri Mustafa Kemal Atatürkü
anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm
Peki yıllar bir şey değiştirir mi?
Hayır!..
2000 yılında bizim medyanın kaçırdığı bir bilgi var. ABD Başkanı milenyum mesajını veriyor.
Mesajın bir yerinde aynen şunları söyler:
Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürktür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir.
&
Atatürkü ağlarken tarih çok ender tespit etmiştir. 25 yıllık araştırmacıyım. 7 tespitim oldu. İlki Çanakkalede topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır. Bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikaye ama ben yine de anlatacağım.
O günün Ankarası kurak, çorak bir köy.
Çankayadan meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış.
Atatürk o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını durdururmuş, inermiş ve o
iğde ağacına selam verirmiş.
Aman demişler paşam ne yapıyorsun böyle?
Eee demiş yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var
Yani niye şaşırıyorsunuz? der gibiymiş.
Ve bir gün yanında bulunan arkadaşına İşte bu benim.. derken birde bakıyor ağaç yok ortada. Hemen iniyor.
Ne yaptınız bu ağaca diyor.
Paşam diyorlar yolu genişletmek için mecburduk kestik o ağacı
Yahu diyor bir bana sorsaydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum diyor.
Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde ağlamaya başlıyor...
&
Sahneye şimdi Tahsin COŞKANı davet edelim. Tahsin Coşkan o zamanın genç bir ziraat mühendisi. Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum diyor Atatürk. Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık sivrisinek salgını hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazidir. Ya paşam hayrola der. Atatürk, Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum der.
Ya paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz? der.
Atatürkün cevabı Atatürkçedir.
Der ki Ben en zor olanı yapayımda siz arkamdan kolayları na